Pages Menu
TwitterFacebook
Categories Menu

- Gezgin: - Oca 4, 2012 Konu: Güney Amerika | 0 yorum

Arjantin Sömestre Gezisi

Arjantin Sömestre Gezisi

Çantama koymayı unuttuğum birşey olup olmadığını düşünürken uçak Istanbul’dan Dubai’ye doğru çoktan havalanmıştı. Oldukça uygun fiyata bulduğum (732euro gidiş-dönüş) Dubai aktarmalı Istanbul-Buenos Aires Emirates uçuşu, yolculuk sırasında Dubai’deki 6 saat ve Rio de Janerio’daki 2 saat duraklamasıyla beni yormuştu. Neyse ki sadece 20 dakikalık bir rotarla Buenos Aires Ezeiza Havalimanına 19:40’da  iniş yaptık. Pasaport kontrolunde sıra beklerken , Arjantin’in sadece ABD, Kanada ve Avustralya’ya 100-150 dolar civarında değişen vize uygulaması dikkatimi çekti. Çantamı aldıktan sonra havalimanlarındaki kur farkından dolayı merkeze gitmeme yetecek kadar pezoyu bozdurup otobüs durağının yolunu tuttum.(1dolar=3.9pezo)

 

 

Merkeze yani San Telmo’ya gidebilmek için 3 yol mevcut; Birincisi taksi(150 pezodan 70 pezoya kadar indirebildim fakat yine de pahalıydı. Tek başına seyahat etmenin bazı sorunlar doğurduğunun farkındaydım ama ilk kez yüzleşiyordum. Pazarlık payınız çok esnek olmayabiliyor!). ikincisi, Tiendos de Leon isimli bir şirketin Havaş benzeri hizmeti (140 pezo, taksiden neden pahalı olduğunu hala düşünmekteyim). Üçüncüsü , havalimanından 100 mt. ileride soldaki duraktan 8 numaralı otobüs ile gitmek(2 pezo!)

 

 

Durakta tanıştığım ve az da olsa ingilizce bilen Maria otobüsün sadece bozuk para kabul ettiğini söyleyip 2 pezoyu uzatınca oldukça şaşırmıştım. 15 dakikadır gideceğim yönü ve durağı doğrulaması için ingilizce bilmeyen 10 kadar kişiyle uğraştıktan sonra, Maria çölde vaha etkisi yaratmıştı. Yol paramı vermesinin neye denk geldiğini bulamadım.Otobüs ucuz olmasına karşın, San Telmo’ya 1 saat 35 dakikada vardım. Plaza de Mayo durağında inmeden az önce başlayan sağanak yağmur maalesef pek yaz yağmuru gibi değildi. Grubun kaldığı America del Sur Hostel’i bulmak için yağmurda 10 blok yürümem gerekti. Ne yazık ki Buenos Aires “güzel havalar”ından benim için en ıslak olanını seçmişti.

 

 

Hostele vardığımda 2 gün önce gelmiş olan Türk grubuna dahil olacağımı soyledim fakat resepsiyonist çıkaramadı. Baran’ı büyük Türk genç diye tanımlayıp  üzerinde Hostel de Granadas-Youth Hostel yazılı kartı uzattı. Bu kart, çantalarımı tekrar sırtlayıp Buenos Aires’in ıslak güzel havalarında 4 blok daha demekti.

 

 

Durumu resepsiyoniste açıklamaya çalışırken solda Baran ve Mesut’u öylece durup bana bakarken görünce biraz rahatladım.  America del Sur’da (2 kişilik oda 160 pezo, 4 kişilik dorm 85 pezo) bir gece yol yorgunluğu atmak için kalan grup, daha ucuz olan Hostel de Granadas’a (8 kişilik dorm 48 pezo, 6 kişilik dorm 55 pezo, kalabalık olunca grup indirimiyle 48 pezo) geçmiş. Deniz’in çantasının çalınmasıyla Konsolosluk koşuşturmasıyla yorulan Baran  ve gün boyunca şehri yürüyerek keşfetmeye calışmış olan grubun geri kalanı ben gelmeden az önce hostelde kendi hazırladıkları yemeklerini yemişlerdi. Uyumak üzere olduklarından pek muhabbet edemesek de yol yorgunluğunu göz önünde bulundurup ben de onlara katıldım. Neredeyse 2 gündür yollardaydım ama yarın Güney Amerika’daki en iyi sanat müzelerinden Malba’ya gidecek olmamızın verdiği heyecan ve Buenos Aires’i keşfe baslayacak olmam uyumamı zorlastırdı. Yarın Buenos Aires’in “Güzel Havalar”ından en azından ıslak olmayanını tercih edeceğini umarak uykuya daldım.

 

24.01.12, Salı, Buenos Aires

 

Dün gece o kadar ıslanmışım ki havanın sıcaklığını ancak sabah aldığım duştan sonra farkedebildim. -16 dereceden yani Eskişehir’den kalkıp 29 dereceye birden girince kemiklerim gerçekten ısınmaya başladı sanırım. Mesut , gezinin seyriyle ilgili gruptan birilerini yakalayıp konuşturmaya calışırken pek yanaşan olmadı. Kamera karşısında pek rahat hissedemiyorlarmış! 40 günün sonunda bunu aşacaklarını umarak kurban olarak Emrah’i seçip çekimi gerçekleştirdik.

 

 

Gruptan 8 kişi, bu akşam 18:00 otobüsüyle Mendoza’ya  doğru yola çıkıyor. Biz, Buenos Aires’te bir gün daha kalıp ertesi gün onlarla Mendoza’da buluşacağız. Güne Malba Müzesi ile başlamak niyetindeydik fakat salı günü kapalı olabileceğini düşünmediğimizden San Telmo’ya geri dönmeye karar verdik. Otobüste yolculara sürekli sorarak zar zor bulduğumuz Scalabrini Ortiz’den istemeye istemeye, metroya binerek Plaza de Mayo’ya Catedral durağında inerek ulaştık. Nehir kıyısında dolanırken gördüğümüz Puente de la Muyer köprüsü ikisi  sabit biri hareketli üç parçalı bir gövdeye sahip ve köprü tango yapan bir çifti temsil ediyormuş!

 

 

Bu duruma pek şaşırmadık.. Ne de olsa San Telmo’daydık. Diğer bir deyişle Buenos Aires’te tango kültürünün evi sayılan mahalledeydik. Meydanlarda tango şovları gündüz erken saatlerde başlayıp geceye kadar devam ediyor. San Telmo özellikle arnavut kaldırımları ve yıllanmış yapılarıyla gezerken fazlasıyla keyif veren bir yer. Eskiden etrafta oldukça fazla butik mevcutken Buenos Aires’in moda merkezi olarak anılan mahallesi, geçen yıllarla beraber zengin kesimin yerleşim alanlarının değişmesiyle bu özelliğini büyük ölçüde yitirmiş. Buna rağmen etraftaki butik sayısı oldukça fazla. Boşalan dükkanların coğunu ise antikacılar mesken tutmuş. Peş peşe bir kaçını gezdiğinizde farketmeden bir sonrakinin vitrininin önünde kendinizi buluyorsunuz.Gezinti sırasında açlığımızı empanada ile yatıştırdık. Empanada birçok çeşidi mevcut olan lezzetli bir çörek turu. Denemenizde fayda var. Hatta kaşarlı jambonlusuna kefil bile olabilirim.

 

 

San Telmo’da dolaşırken havanın oldukça güzel oluşu aksama kadar yürümemize rağmen yorgunluğumuzu unutturmuş gibiydi. Ne kadar yorulduğumuzun farkına gezerken dikkatimizi çeken Don Ernesto Restaurant’da sipariş verirken anladık. Arjantin’e gelip et yememek olmaz diyerek bife de chorizo (26pezo, bittiğinde ete doymuş oluyorsunuz) ve yanına her ne kadar Mendoza’da tadacak olsak da Mendoza şarabı (40 pezo) sipariş ettik. Herkes farkında olmadan o kadar acıkmış ki yemek sırasında pek konuşulmadı. Sonrasındaki koyu muhabbetten zaman zaman koptuğum oluyordu. Aklımı kurcalayan yarın La Boca’ya gidecek olmamızdan başka birşey değildi.

 

 

25.01.12, Carsamba, Buenos Aires

 

Dev 12 numara hemen hemen herkes yerini aldığında görünmüyor, hazırlıklar gözden geçiriliyordu. Devasa bayraklar asılırken kaşkollar sallanıyor, trompet ve davullar taraftarı marslar eşliğinde maça hazırlıyordu. Başlama vuruşuyla beraber taraftarlar stadın metal merdivenlerinde zıplayıp tezahurat ederken rakibe nerede olduğunu hatırlatan bir uğultu stada hakim oluyor; La Bombanera!..

 

 

Hostelin vermiş olduğu mütevazi kahvaltıyı (2 kruvasan ve kahve) yaparken aklımı dünden beri kurcalayan şeyden kurtulamamıştım : La Boca. Kahvaltıdan sonra San Telmo’dan La Boca’ya gitmek üzere 152 numaralı otobüse bindik (1.10 pezo). Mahalle 29, 130 ve 152 no.lu otobüslerin son durağında yer alıyor. Vivid olarak nitelenen işçi sınıfının yaşadığı mahalleyi Cenova’dan göçen Italyanlar inşa etmiş. Bu nedenle mahalleye La Boca (ağız) adı verilmiş göçmenlerin oradan geldiğine ithafen. Sakinleri dolayısıyla Buenos Aires’in en fakir mahallelerinden birisi. Son durakta indikten sonra 150 metre kadar yürüyerek mahallenin en renkli sokağı olan Caminito’ya varıyorsunuz. Burayı renk cümbüşü olarak nitelendirmek abartılı olmasa gerek. Birbirinden farklı pastel renklerle boyanmış evleri,  hemen hemen her dükkanın önünde müşteri çekmek için  tango yapan çiftleri ve yaklaşık 10 metrede bir değişen canlı tango ezgileriyle başka bir dünyaya çekiyor sizi..İzninizi almadan hem de.

 

 

Caminito’nun sonundan biraz daha yürüyünce adını mahalleden almış olan Boca Juniors’un mabedi olan La Bombanera karşılıyor sizi. Stadın müzesini gezmek ve stad turuna katılmak isterseniz 50 pezo ödemeniz gerekli. Tur 1 saat sürüyor ve her saat başı tekrarlanıyor. Stadın her bir yanında ziyaretçilerini karşına alan rehber başlıyor hızlıca Boca Juniors tarihinden bahsetmeye. Ispanyolca bilmediğinizi belirtirseniz ingilizce özet geçiyor ama işin ilginç yanı o kadar coşkulu anlatıyor ki ispanyolca öğrenme ihtiyacı hissediyorsunuz. Maça bilet almanın sanıldığı kadar kolay olmadığını öğreniyoruz. Eğer kulübe üye değilseniz turistler için ayrılan ufak bir kısıma bilet alabilecek şansa sahip olmalısınız.

 

 

Her ne kadar istemesek de La Boca’yı arkamızda bırakıp aynı otobüsle Mendoza’ya yola çıkmak üzere hostele geri dönüyoruz. Otobüsün hareket saati 18:00 ve bilet ücreti 420 pezo. La Boca’nın büyüsüne fazla kapıldığımız için San Telmo’dan Retiro otogarına taksiyle 25 pezoya gidiyoruz. Arjantin’deki şarapların %70’inin üretildiği Mendoza’da şarap tatmak icin önümüzdeki tek engel 14 saatlik otobüs yolculuğu..

 

 

26.01.12, Perşembe, Mendoza

 

Sabaha doğru uyandığımda otobüsteki herkes oldukça rahat olan koltuklarına gömülmüş dinlenmeye devam etmekteydi. Koltukların hem tren koltukları kadar geniş hem de ayaklarınızı uzatabileceğiniz bir kısmın bulunması , masaj koltuğundan farksız kılıyor yolculuğunuzu. Firmaların sunduğu akşam yemeği ve kahvaltı hizmeti ise bir uçuştaymış hissi yaratıyor.

 

 

Yarım saatlik bir gecikme ile otogara varır varmaz ilk işimiz Mendoza-Santiago biletlerini almak oldu (190 pezo). Hareket vakti 22:30 olduğundan ve bisikletle şarap turuna çıkmayı düşündüğümüzden, büyük çantalarımızı otogarda emanete bırakmaya karar verdik. Bunun için tek yer, 54 nolu peronun girişinde yer alıyor. 06:00/23:00 arası hizmet veren emanetçinin ücreti ise çanta başına 15 pezo.

 

 

Otogardan şehir merkezine doğru 20 dakika civarında yürünebileceğini öğrendikten sonra, bizden once Mendoza’ya gelen gruptakilerin tavsiyesi üzerine merkezdeki YTA’yi (Youth Travel Aergentina) aramaya koyulduk. Tur ücreti yüksek gelince (145 pezo, grup indirimiyle 130 pezo), alternatif olarak Maipu’ya kadar gidip daha uygun fiyata bisiklet kiralayarak gezmeyi düşündük.

 

 

Maipu’ya gidebilmek için Rioja Caddesi’nden geçen 10 numaralı Maipu/Mendoza hattındaki 171 no.lu otobüsle yola çıktık. Bisiklet turu icin binmeniz gereken otobüs numaraları; 171, 172 ve 173 (1,80 pezo). Her seferinde otobüs icin bozuk para bulmaya çalışırken, durakların yakınlarındaki bazı büfelerde karta para yüklemenin mümkün olduğunu öğrenmek bizi oldukça rahatlattı.

 

 

40 dakikalık yolculuk sonrasında saat 11:30 idi. Son durakta indiğinizde, müşteri bekleyen tur acentalarının elemanları karşılıyor sizi. Otobüse binmeden birisinin önerdiği Maipu Bikes’in elemanından akşam 19:00’a kadar olan bisiklet kirasının 25 pezo olduğunu öğreniyoruz. Grup olduğumuzu belirtip fiyatta 20 pezoda anlaşıyoruz. Bu pazarlık sırasında “Israilli misiniz?” diye sorulması , Türkiye’de Kayserililerin(Baran) Dünya’da ise Israillilerin pazarlık konusundaki ününü bize hatırlatan hoş bir anı olarak yerini alıyor..

 

 

Her ne kadar günün ortasında asfaltın yanıyor olması hevesimizi kaçırmaya yetmiyor ve başlıyoruz pedallamaya. Bisikletlerle beraber verilen harita eşliğinde kendi rotamızı takip ederek müstakil evlerin, bağlarin ve şarap fabrikalarının arasından geçiyoruz. Zaman zaman ücretsiz şarap tadarken tur sırasında güneş banyosu yapıyoruz. Uğradığımız ikinci fabrika olan Trapiche’de günün en sıcak zamanını şarap keyfiyle atlatıyoruz. Şerefe mon cher!..

 

 

Diğer bir fabrikaya doğru yol alırken, arkamızdan hızla gelen motorsikletli polis bizi yanlış yöne gittiğimiz konusunda uyarıyor ve turu bitirene kadar bize eşlik ediyor. Acenta sahibinin bölgede hırsızlık olaylarının fazla olduğunu söylediğini hatırlamak, polisi grubun bir üyesi olarak algılamamızı sağladı. Sonlara doğru Mesut’un geçirdiği ufak kazayı sadece sıyrıklarla atlatmasını tur sonrası ikram edilen limonataları içerek kutladıktan sonra 18:35 otobüsü ile Mendoza’ya doğru yola çıktık.

 

 

Kendimizi akşam yemeği ile ödüllendirmek için kafamıza göre bir yer bulamayınca Deniz girdi devreye. Grupta Ispanyolca bilen tek kişi olan Deniz’in hediyelik eşya satan bir amcadan öğrendiği Caro Pepe, Las Heras caddesi ile Chile sokağının köşesinde yer alıyor. Açık büfe  pazar günü hariç 55 pezo iken, pazar günü ve tatil günlerinde 65 pezo (icecek dahil değil). Arjantin’den Şili’ye doĞru gececek olmamız çoğunlukla ızgara önünde beklememize neden oluyor. Daha çok yerel halkın tercih ettiği bir restoran. Ete doymak için iyi bir seçim!

 

 

Grubun geri kalanıyla hareket vaktinden yarım saat önce otogarda buluştuğumuzda herkes kendince Mendoza’daki şaraplardan aldığı tadı yorumluyordu. Diğer taraftan Tamer’in ve benim çantaları yüklendiğimizde duyduğumuz yanık acısı,  akılda kalacak olan bu tadın yerini çoktan almıştı.

 

 

Atlantik’ten Pasifik kıyılarına doğru yol alırken bazılarımızı ilk kez kara sınırı geçecek olmanın heyecanı ve biraz da tedirginliği sarmıştı. Ne de olsa Deniz çalınan pasaportu yerine geçici seyahat belgesiyle şansını deneyecekti. Haydi hayırlısı!

 

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: