Pages Menu
TwitterFacebook
Categories Menu

- Gezgin: - Oca 18, 2008 Konu: Güney Amerika | 0 yorum

Bolivya Gezisi

Uyuni yolculuğu

Sabah saat 7 gibi kalkarak, kahvaltımızı yapıp, yolculuk için sandiviçler hazırladık. 3 şişede su aldık. Saat 8’de acentanın önünden bizi bolivya sınırına kadar götürecek otobüse bindik. 5 dakika sonra Şili sınır kapısında idik.Çıkış işlemlerimizin yapılması için yarım saat kadar bekledik.Şöför işlemleri halledip geldi. Tekrar yola koyulduk. Arada ki tampon bölge biraz geniş çünkü arada And dağları uzanıyor. 4500 metreye ulaştıımızda şöför kenara çekip herkesin kendisini nasıl hissettiğini sordu. Biraz nefes darlığı dışında pek bir problemi olan yoktu.Bu bölgenin eskiden tek geçim kaynağının bu dağlarda ki maden yatakları olduğunu anlattı.Hemen aklımıza Che Guevra’nın günlüklerinde geçen San Pedro Atacama anıları geldi. Sonra üzerinde bulunduğumuz asfalt yolun Arjantin sınırına ve Salta’ya giden yol olduğunu, yan taraftaki uçsuz bucaksık çöl üzeride yer alan belli belirsiz teker izlerininde Bolivya’ya giden yol olduğunu söyleyip direksiyonu çöle doğru kırdı. Başta şaka yapıyor sanmıştık ama sonraki 3 günümüz tamamen bu hiç bir işaretin olmadığı toprak yollarda geçti.Yarım saat sonra yokluğun ortasında kulübe benzeri bir binanın önünde durduk. Kulübenin yanında ki direğe asılı bayraktan anladık ki Bolivya sınır kapısındaydık. Yekta görevliye tuvalet varmı diye sordu. Evet var diyerek yaklaşık 50 metre ilerde ki tekerleksiz otobüs hurdasını işaret etti. Bienvenidos a Bolivia yani Bolivya’ya hoşgeldiniz.

Arrival kağıtlarımızı doldurup 18 bolivianos yaklaşık 2 dolar giriş ücretinide ödeyip Bolivya topraklarına ayak bastık. 1 dolar 7.5 bolivianosa denk geliyor. Ama biz San Pedro’da ki acentada mecburen 20’şer doları 5 bolivianosa denk gelen kurdan bozdurmuştuk.Biraz kazık olmuş ama başkada şans yoktu.Yolculuğun burdan sonrasına 4×4 Toyota jiplerle devam edeceğiz. 17 kişilik grubumuz 3’e ayrıldı. İngiliz bir çiftle birlikte 5 kişilik grup olduk. Şöförümüz Marcos çantalarımızı jipin üstüne yerleştirip, güzelce paketledi. Bu turların 7 kişi yapıldığını duymuştuk ama 5 kişi olunca araç bize yayla gibi geldi.

İlk durağımız kahvaltımızı yapacağımız ‘Laguna Blanka’. Laguna göl demek blanka ise beyaz. Gölde ki flamingo sürülerini görünce göl kenarına iniyoruz ama biz yaklaştıkça onlar uzaklaşıyor. Göl,dağlar ve gökyüzü harika bir manzara oluşturuyor. Renkler çok canlı. Bir kaç poz çekip, nefes nefese 20 metrelik bayırı tırmanarak eve ulaşıp kahvaltımızı yaptık.Sırada ‘Laguna Verde’ var. Rüzgar estiği zaman gölün rengi bulundurduğu kükürt ve bakırdan dolayı yeşil oluyormuş. Yine renkler bir harika. Yolculuğumuza adını Dali’nin resimlerine benzeyen yapısından alan Salvador Dali Çölü ile devam ediyoruz. Oradan sonra termal sularda yüzme molası veriyoruz. Hava biraz rüzgarlı ve serin ama su sıcak olunca kaçmaz diye düşünüp Tulga ile hemen soyunup girdik havuza. 10 dakika kadar kaldık. Gezi programımız çok yoğun bu çölün bu kadar görülecek yeri olduğu hiç aklıma gelmemişti.

Sırada Gayzerler var. ‘Sol de Manana’ San Pedro’da göremediğimiz Tatio Gayzerinden oluşan burukluğu siliyor.Her yer fokurduyor. Suyun sıcaklığı 90 derece ve buharı 3-4 metre yüksekliğe kadar yayılıyor. Genelde su gri renkli fakat kırmızı olan çukurda var.Bazı yerlerden fışkıran su 1 metre yüksekliğe kadar çıkıyor. Gayzerlerden ayrılarak konaklayacağımız Eduardo Avarua ulusal parkına doğru ilerliyoruz.Yolda Marcos 4870 metreden geçtiğimizi hatırlatıyor.Nefes almak gittikçe zorlaşıyor ve baş ağrısıda başladı. Kampın yanında yer alan Colarado gölünde fotoğraf çekmek için durduk. Arabaya geri bindiğimizde bir süprizle karşılaşıyoruz.Araba çalışmıyor. Zaten yükseklikten darallar gelirken bi anda kendimizi araba iterken buluyoruz. 2 dakika kadar itiyoruz ama bu nasıl bir yorgunluktur.Dizlerim tutmuyor, bir adım daha atacak halim yok. Neyseki Marcos uğraşarak çalıştırmayı başarıyor ve o an sanki bizi beklermiş gibi bir anda gök boşalıyor. Bilmesek çöldesiniz deseler inanmayız. Kampa varıp odalarımıza yerleştik. Öğle yemeğini yiyip hemen uzanıyoruz. Boğaz kuruluğu ve baş ağrısı sürüyor.Akşama kadar uyuduk.Yavaş yavaş alışıyoruz. Bir şarap alıp Yekta’nın doğum gününü kutladık. Fazla hızlı hareket etmemek ve çok yemek yememek rakımın getirdiği etkileri azaltıyor.

Sabah saat 8 gibi kalkarak kahvaltımızı yaptık.Basınçtan dolayı rahat uyuyamamanın tatsızlığı herkesin yüzünden okunuyor.Gene program yoğun.Sırası ile Kaya Ormanı,Zamaritas,Edionda ve Canapa gölleri,La Rucas Vadisinde duruyoruz.Doğa ve renkler gene çok etkileyici. Güzel kareler yakalamak için burada profosyonel olmaya gerek yok. Öğle yemeği için Alota isimli bir köyde duruyoruz. Yemek hazır olana kadar çevreyi gezerek köylülerle muhabbet ettik. Güler yüzlü insanlar. Köyde meydanda yer alan güzel bir kiliseleri var. Öğlen iki gibi Uyuni’ye doğru yola koyuluyoruz. Yolda San Cristobal kasabasında kısa bir ihtiyaç molası veriyoruz. Burada köylülerin koka çayı sattığını görüp hemen bir poşet dolusu alıyoruz.Koka çayı kandaki akyuvar oranını artırarak tansiyonu ayarlıyor,kan dolaşımını düzenliyor,yüksekliğin getirdiği basınç farkını toparlıyor. Bir tutam yaprağı ağzınıza atarak,çiğneyerek top haline getiriyorsunuz ve yanağınızda 1 saat bekletiyorsunuz. Bu konuşmanızı veya yemenizi,içmenizi engellemiyor.Bizi gören diğerlerinden de alanlar oluyor. Tulga bu işi çok sevdi, yanağı sürekli şişik.Ama işe yaradığıda kesin.

Akşam saat 5 gibi Uyuni girişinde yer alan tren mezarlığını ziyaret ettik.Eski trenlerin içinde dolaşıp fotoğraflar çektik.Burdan sonra Marcos bizi kalacağımız otele bıraktı.Eşyaları bırakıp Tulga ile ertesi akşam için La Paz’a 10 dolara bilet aldık. Şehrin sokaklarında dolaşıp akşam yemeğine kadar vakit geçirdik.Yağmur ara ara yağmaya devam ediyor.

Salar de Uyuni

Yolculuğun herkesin merakla beklediği son gününde Güney Amerika’nın en görülesi yerlerinden biri olan Uyuni tuz çölüne gidiyoruz. Gece boyu yağan yağmurdan toprak yol çamur deryasına dönmüş.Yolda kalan araçların yanından geçerek yaklaşık 1 saatte çölün yakınındaki köye ulaştık.Bolivya’nın yolları gerçekten içler acısı.Köylü halk tuzdan yaptıkları hediyelik eşyaları kurdukları standlarda satmaya çalışıyor.Tulga yanında getirdiği nazar boncuklarını daha önce bir kaç yerdede yaptığı gibi çocuklara takınca hepsinin çok hoşuna gitti.
Köyden ayrılıp çöle doğru yola koyuluyoruz. Bu seferde benzin bitiyor.Jipin üstündeki bidonu indirip bir hortum yardımı ile arabaya benzin aktarıyoruz.En azından itmekten daha az yorucu oluyor. Sonunda çöle vardık.Uçsuz bucaksız beyazlık içinde yol alırken bulutların üzerinde uçuyormuş gibi hissettik. Bir kaç yerde durup bir çok fotoğraf çektik. Fotoğraf çekmeyi sevenler için eşsiz bir yer.Tuzla kaplı bembeyaz gölün suyunda ki yansımalar olağanüstü sahneler yaratıyor.Gölde yer alan tuz otele giderek kafesinden yaptığımız alışveriş karşılığında içinde yer alan müzeyi gezerek fotoğrafladık. Çölde ise herkes sudaki yansımalardan eğlenceli fotolar çıkarmak için şekilden şekile girerek ilginç pozlar verdi. 3-4 gündür yağan yağmur yüzünden gölün ortasında yer alan adaya yükselen sular izin vermediği için gidemedik.Ama her türlü aksiliklere rahmen dünyanın en büyük tuz çölünde güzel bir gün geçirdik.

Dönüş yolunda yağmurda şiddetini arttırınca bataklıklarda yol alarak hayli zor bir şekilde Uyuni’ye döndük. Bu akşam aynı yolu kullanarak 13 saatlik bir yolculukla başkent La paz’a geçeceğiz. Umarım sapasağlam varırız.Yağmur hızını artırarak devam ediyor.Şans yanımızda olsun.

 

26.01.2008 Titicaca gölü-Bolivya

Uyuni’den maceralı bir yolculukla 17 saatte La Paz’a ulaştık.Yolun son 4 saati hariç balçık halini almış toprak yollardan ilerledik.Uyanık olduğum sıralarda hatırladığım 3 nehir geçişi yaptık. Tabi ki köprü yoktu.Son 4 saatte özellikle Oruro’dan sonra yol asfalttı.Yolda kulübe şeklinde kafeteryalarda çay içme ve arka duvarına gidip işeme molaları verdik.Aynı Myanmar’daki yolculuklarda olduğu gibi otobüsün koridorunada indirimli fiyattan tabure üstü yolcu alınmıştı.Kardeş kardeş sıkış tepiş gittik.Tulga yanında ki teyzemle fazla kardeş olunca telefonu cebinden uçtu belki de düştü.Kimseyi töhmet altına almayalım.Burada ki gezginler ağırlıklı olarak Fransız,Hollandalı ve Arjantinli.Hollandalılar aynı bizim gibi pek ispanyolca bilmiyorlar, Fransızlar dil benzerliği sayesinde hemen hemen dile hakimler, Arjantililer ise zaten aynı dili konuşuyorlar. Umarım gezi sonunda bizde İspanyolcamızı iyi bir seviyeye getiririz.

La Paz

La Paz’da lonely planet’ten seçtiğimiz Cactus Hostel’e yerleştik.Gecesi 27 bolivianos yani 3.5 dolar.Mutfağı var ama gece 10’dan sonra kapanıyor. Hostelde internet yok ama hemen bitişiğinde İnternet Cafe var ve saati 3 bolivianos. Odamızda bize özel duş ve tuvalet mevcut. Hatta oda girişinde bize ait masa ve sandelyelerin olduğu bir bölüm daha var. Cactus Hotel tarihi merkezde hemen San Fransisco Kilisesi’nin arka sokağında.Fiyatlardan da anlaşılacağı gibi Bolivya çok ucuz.Biz de biraz şımarıklık yapıp lüks restoranlarda yemek yiyip, şık kafelerde takıldık, klas barlarda içip, 100 yıllık şehir kulübünde kahvaltı yaptık. Buralarda ki fiyatları örnekleyeceğim artık ucuz yerlerde fiyatlar ne olabilir siz düşünün. Şehrin modern bölgesinde bizim Nişantaşı benzeri bir yerde çorba, et tabağı ve meyveden oluşan yemeğe 13 bolivianos (1.5 dolar), şık bir kafede 3 kişi ikişer filtre kahve, toplam 3 dolar, şehrin en popüler barında -Istanbul’daki Pano benzeri bir yerdi- Margarita ve Caiprinha’ya (şeker kamışı romu ile yapılan Mojito benzerı bır kokteyl) 3’er dolar, şehir kulübünde ise harika bir kahvaltıya 2 dolar ödedik. Taksiyle 1 dolara her yere gidilebiliyor.10 tane empanadas yani peynirli poğaça benzeri böreğe 1 dolar ödeniyor.2 gecede çok beğendiğimiz Küba restoranında akşam yemeklerini yedik. Duvarlarındaki küba motifleri ve fotoğrafları ile güzel bir atmosfer yaratılan A lo Cubana Restoran-Bar’da Bueno Vista Social Club eşliğinde Bolivya şarabı ve lezzetli Küba yemeklerinden oluşan ziyafete 3 kişi toplam 18 dolar verdik. Küba Restorant San Fransisco Kilisesinin hemen solundaki turistik cadde üzerinde.

İlk gün Güney Amerika ülkelerinden vize uğraşı vereceğimiz tek ülke olan Peru için vize işini hallettik. Peru konsolosluğuna iki fotoğraf ve pasaportlarımızı bırakıp, konsolos beyle kısa bir görüşme yapıp,1 aylık tek giriş vizesini ertesi günü aldık.Vizeyi almak için yakındaki bir bankaya 30’ar dolar yatırıp, pasaportlarında fotokopisini çektirdik. Peru konsolosluğu Estudientes meydanı yakınlarında ve adresi ise Av. 6 de Agosto esq. Pedro Salazar edif. Hilda No: 2455 Piso 4 Of.402.
Tel. 2121426-2440631.

Death Road- Dünyanın en tehlikeli yolunda bisiklete binmek

Arjantin ve Şili’de gezerken Bolivya’dan gelen bazı gezginlerin üzerinde Death Road t-shirt’leri görüp. Olayın ne olduğunu sormuştuk. Yeni yol yapılmadan önce Lapaz’a And dağlarını aşan çok tehlikeli toprak bir yoldan gelinirmiş. Derinliği 300 metreyi aşan uçurumların kenarından ilerleyen genişliği 3 metreyi aşmayan 40 km’lik bir yol.Yol 4700 metre yuksekikten başlıyor ve 1100 metreye kadar iniliyor. Bu yolda her yıl yüzlerce Bolivya’lı hayatını kaybedermiş. Yeni yol yapıldıktan sonra bu yol kapanmış. Acentalarda yolu adrenalin sever gezginlerin hizmetine açmiş. Bisikletle ölümle burun buruna yapılan bu 3 saatlik yolculukta keskin virajlarda hızını ayarlayamayan turistlerden de ölenler olmaya başlamış. Ölenlerin anısına düştükleri yerlere taşlar dikilmiş. Ama bu yolu denemek isteyen insan sayısı sürekli artmış.

Biz de tereddütlü tartışmalar yapsak da cesaretimizi toplayıp, her şey dahil bir günlük turu 35 dolar ödeyerek aldık. Son gece heyecandan uyumak biraz zor oldu. 2 saatlik minibüs yolculuğu ile parkurun başladığı noktaya geldik. Önce bisikletlerle asfalt yolda yine sürekli bayır aşağıya ortalama 50 km. hızla 21 km yol aldık ve Death Road’a ulaştık. Heyecanımızı bize sunulan muz ve çikolatalarla yatıştırdıktan sonra dar toprak yolda 4700 metrede sis bulutu içinde bisikletlerimize atladık.

 

Bu yükseklikte hava buz kestiği için eldivenden, acentanın verdiği albiseleri, kaskı her türlü malzemeyi giyinmiştik. Sisten uçurumun yüksekliği belli olmadığından 1 saat kadar yükseklik korkum pek etkilemedi fakat aşağılara indikçe sis dağıldı ve bir yandan muhteşem diğer yandan ürkütücü manzara ortaya çıktı. Bazı yerlerde yolda çöküntüler olduğu için bisikletleri elimizde geçirdik, 100 metre yüksekten akan şelalerin altından bisikletle geçtik. 2 kez de nehirden geçtik.Tulga,ben ve Yekta’nın dışında grubumuzda birde Arjantin’li arkadaş Pablo vardı.Tabi birde bisikleti çok iyi kullanan Bolivyalı rehberimiz Victor. Yolda bir virajın kenarında buradan 300 metre aşağıya 2001 yılında uçan ve hayatını kaybeden 21 yaşındaki İsrail’li bir kızın anısana dikilen taşı ziyaret ettik.Taş ve topraktan oluşan yolda hayatınızın bazen bir kaya parçasının dengenizi yitirmenize sebep olmasına bağlı olmasını düşünmek içimizi ürpertti.

Her sporun kendine göre tehlikeleri var. Tehlikeli sporlarda önemli olan disiplini ve konsantrasyonu kaybetmemek. Biz işin tehlikesini bilip ciddiyeti elden bırakmadık. Eğer bu sağlanabilirse, çok yüksek hızlara çıkılmadığı sürece bisikleti iyi kullanmak yeterli. Yolun sonunda ki köye ulaştığımızda herkes birbirini tebrik etti ve biralar açılıp başarı kutlandı. Bazı kısımlarda yağan sağanak yağmurdan sırılsıklam ıslanmıştık.1100 metreye indiğimizde sıcaklık 30 dereceye yaklaşmıştı. Yani bu yolda sıfır dereceden başlayıp 30 dereceye kadar değişik hava şartlarında da bisiklet kullandık.

Yolun sonunda vardığımız köy dağlar arasında kalan tropikal iklimli bir yer olduğu için buraya 5 yıldızlı bir otel yapılmış. Tura bu otellerden birinde duş, açık büfe yemek ve havuzda yüzmek de dahil. Yaklaşık 3 saatlik yolculukla akşam saatlerinde La Paz’a döndük. Yine tura dahil olan t-shirt’lerimiz, fotoğraf ve video çekimlerimizin bulunduğu CD hediye edildi. Artık biz de hakettiğimiz bu t-shirt’leri zevkle giyebiliriz.

La Paz Gezisi

Şehri gezmenin en kolay yolu turistler için hazırlanan ve 6 dolar karşılığı bir gün boyunca sizi şehrin en önemli yerlerine götüren kırmızı otobüse binmek. Koltuklardaki kulaklıklardan 7 dilde yapılan rehberlik hizmeti de var. Biz de sabah 8’de kalkıp 8.30 da hareket edecek olan otobüse binmek için İsabella Catholica meydanına gittik. Havada güzel olunca üstü açık olan otobüsün 2. katına çıktık. Fakat üst katta iseniz yolculuk sırasında köprü geçişlerinden ve elektrik kablolarından sakınmanız gerekli. Ayakta durduğunuz zaman ciddi tehlikeler söz konusu. Biz de yolculuğun hemen başında bir köprü geçişinde ciddi bir kaza atlattık.

Bu turla şehrin kolonyal kısmında bulunan katedrali, tarihi meydanları ve binaları gezdik, daha sonra tepedaki bir parka çıkarak şehrin fotoğraflarını çektik..Öğleden sonraki kısım modern yapıları içeren tur olduğu için katılmayıp aynı gün olan festivale gitmeye karar verdik.
Gittiğimiz festivalin adı Minyatür Festivali ve anladığımız kadarı ile herkes dilediği şeyin minyatürlerini alıp insanlara hediye ediyor. Ama hediyeyi alanın kaybetmemesi gerekiyor. Ortalık ana baba günü. Her yer küçük dolar ve eurolar, arabalar,evler,pasaportlar,bebekler ve bir çok minyatürler satan insanlarla dolu. Ama bu kalabalıklarda cepçilere dikkat etmek lazım. Nitekim Arjantin’li arkadaş Pablo’nun küçük dijital kamerası ‘ceketin pislenmiş’ numarasıyla cebinden uçtu gitti. Bol bol fortoğraf çektik ve kamera çekimi yaptık.

Festivalden sonra daha neler yapabileceğimizi öğrenmek için turizm ofisine uğradık. Tatlı bir kız bize tavsiyelerde bulundu. Harita üzerinde yapabileceklerimizi anlatıp, 2 de harita hediye etti.Türk olduğumuzu öğrenince ilk kez Türk görmenin mutluluğu ile yüzü gülücüklerle doldu. Ondan aldığımız tavsiye ile kolonyal bölgede restore edilmiş ve müzelerle dolu güzel bir sokağa gittik. Yarım dolar ödeyerek 4 müze gezdik ve gelenekleri,tarihleri ve bağımsizlık savaşları konusunda değerli bilgiler edindik. Bir de bağımsızlık savaşının kahramanlarından adı şehrin en önemli meydanına verilen Pedro Domingo Murillo’nun evini ziyaret ettik.

Bu ülkeyi çok sevdim. Bu yüzden Varuna Gezgin’e asmak için bir Bolivya bayrağı satın aldım.Bu arada Bolivya’nın ilginç tarihini, Simon Bolivar’ı, çevre ülkelerle olan sorunlarını,ekonomik durumunu, bu bölge halklarının İspanyol,Fransız ve Hollanda’lı sömürgecilerden çektikleri acıları, şu anki başkan Morales’i, 4000 metrede nasıl futbol oynayabildiklerini, son yıllarda yaşanan nüfus patlamasını, müziklerini, yemeklerini ve daha bir çok yazmak istediğim şeyi ilerde aktarmaya çalışacağım.

La Paz’dan 4 saatlik otobüs yolculuğu ile İnka’ların kutsal gölü Titicaca kenarındaki Copacabana’ya geldik. Ortalık sırt çantalı kaynıyor.Barlar,restoranlar,tam bir nefes alıp dinlenme yeri, tabi mümkünse! Yükseklik 3800 metre! Biraz önce gölün üzerinde harika bir güneş batımı izledik. Yekta yemek için bekliyor. herkese selamlar..

31.01.2008 Aguas Calientes-Peru

Titicaca ve Cusco’nun ardından Güney Amerika’nın en önemli ve dünyanın yeni 7 harikasından biri seçilen Machu Picchu’yu sabahın ilk ışıkları ile gezmek için, buraya 20 dakika uzaklıktaki Aquas Calientes’te bir gece konaklıyoruz. Turist kalabalıkları ortalığı işgal etmeden gezmenin en güzel yolu bu.Umarım sabah hava açık olur.

La Paz’dan sonra 3 yerde konakladık.Bunlar Copacabana,Puno ve Cusco.

Copacabana – Bolivya

La Paz’dan ayrıldıktan sonra Titicaca gölünün Bolivya tarafındaki kasaba olan Copacabana’da iki gece konakladık.Göle inen cadde üzerindeki Paris Residental otelden kişi başı 25 bolivianosa yani 3 dolar civarına 4. katta göl manzaralı güzel bir oda kiraladık. Hostel’den çok otel benzeri bir yerdi. Manzara dışında da pek artısını görmedik.Sıcak su problemli, ayrıca gece saat 12’den sonra kitlenen kapıyı açtırmak için uzun süre kapıda zili çalmak gerekiyor.

Copacabana beklediğimizden güzel restoranları,barları ve etkileyici gün batımı ile bizi fazlasıyla memnun etti. Şehir merkezinde görülmesini tavsiye edeceğim bir kilise dışında burada hayat dinlenme,yeme ve içme üzerine kurulu. Yemekler gene çok güzel ve ucuz. Özellikle gölden taze gelen alabalık buradaki adı ile trucha mutlaka yenilmeli. Tulga’nın doğum günü gecesi bir restoranda Boca’nın River’ı 2-0 yendiği maçı izledikten sonra Nemos bara eğlenmeye gittik. Eğlenceli bir gece oldu. Gitarlarıyla müzik yapan 2 arkadaştan birine Manu Chao’nun bir parçasını çok güzel çalmaları sebebi ile Galatasaray formamı hediye ettim. Manu Chao’nun da bu forma ile konser verdiğini öğrenince çok memnun oldular.
Burada bir günüde İnka medeniyetinin doğduğu ve dünyadaki 3 enerji merkezinden biri olduğu söylenen İsla Del Sol yani Güneş Adasına ayırmak gerekli. Bizde sabah 8.30 teknesi ile gidip öğleden sonra 4 teknesi ile döndük.Yolculuk 3 saat civarı sürüyor ve gidiş dönüş fiyatı 20 bolivianos.Adada İnka medeniyetinden kalan Arkeolojik yerler gezilebiliyor veya adanın güzel sahillerinde güneşlenilip yüzülebiliyor. Yalnız sahilde güneşe dikkat, rüzgardan nasıl yandığımı hissetmedim ama o günden beri kırmızı yüzle geziyorum.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: