Pages Menu
TwitterFacebook
Categories Menu

- Gezgin: - Oca 30, 2012 Konu: Güney Amerika | 0 yorum

Güney Amerika Rotası 3 – Şili

Güney Amerika Rotası 3 – Şili

27 � 31 Ocak Santiago de Şili

 

1.Gün

 

22:30�da Mendoza�dan ayrılıp anlamı Aymara dilinde “Dünyanın bitimi” anlamına gelen (chilli kelimesinden gelir) Şili�ye doğru yola çıkıyoruz. Karnımız tıka pasa dolu olduğundan otobüste dağıtılan yemeklerin bu defa yüzüne bile bakmıyoruz. Uykunun tam en tatlı yerinde otübüse Arjantinli sınır görevlileri biniyor. Polisler otobüse binince aklıma Deniz geliyor, umarım sınırda seyahat belgesine problem çıkartmazlar. Sırayla herkesin pasaportunu kontrol ettikten sonra şüphelendiği kişilerinde çantalarını arıyorlar. Neyse ki sorun yok yola devam ediyoruz. 20 dakika sonra sınıra geliyoruz. İlk olarak uzun bir kuyruğa girerek(1saat sürdü) Arjantin�den çıkışımızı pasaporta işletiyoruz. Hemen arka tarafta kalan bankoda 2. Kez sıraya girip bu kez de Şili�ye girişi işletiyoruz. Tamam işlemler bitti otobüse gidip biraz daha kestirelim derken önümüzde 3 kez sıra oluşuyor. Bu kez de otobüsteki herkesin çantaları aranacak. Biz gelene kadar herkesin çantası aranmış en son bizim tripot çantasının ne olduğunu anlamadıklarından bizi beklemeye başlamışlar. Polis ne olduğunu sorduğunda biraz zorlanarak da olsa anlatıp sonunda otobüse binmeyi başarıyoruz.

 

guney amerika 57

Sabah 7:20�de Santiago�ya Alemeda terminaline iniyoruz. Bizim otobüs indikten 10 dakika sonra diğer grubu getiren otobüste geliyor. Terminalde bizi bugün idare edebilecek kadar dolar bozdurup hostelimizin bulunduğu Bellavista bölgesine doğru taksiyle yola çıkıyoruz. Alemeda terminalinden La Chimba hostele taksi 4850 pezo tutuyor.( 10 dolar) La Chimba hostel Bellavista bölgesinde bar ve cafelerin tam ortasında süper bir lokasyon sunuyor. Dorm odalarda gecelik 8000, double odanın fiyatı 24000 pezo. Tuvalet ve banyolar odaların dışında. Ayrıca mutfak, internet, wi-fi ve televizyon salonu hostelin sunduğu diğer imkanlardan. Hostele yerleştikten sonra ben Deniz Bal�ı alarak Santiago büyükelçiliğine doğru yola çıkıyorum malum Deniz için yeni pasaport çıkartmamız gerekiyor.

 

guney amerika 58

Büyükelçiliğe gitmek için kırmızı hatta bulunan Pedro de Maldivia durağında iniyoruz. Metrodan Provendencia çıkışından çıktıktan sonra büyükelçiliğin bulunduğu Monsenor Sotero Sanz caddesi karşımıza çıkıyor.

 

Plaza benzeri binadaki büyükelçiliğe çıkıp görevlilere derdimizi anlatmaya başlıyoruz. Buenos Aires�den Özgür Bey�in haberinin olduğunu ve elimizdeki seyahat belgesinden bahsediyoruz. Büyükelçilikte ilk görüştüğümüz Selçuk Bey � en az 1 hafta ya da 15 gün içinde cevap gelebilir� dediğinde biraz umutsuzluğa kapılıyoruz. Biz ne yapılabilir 2 gün sonra San Pedro de Atacama�ya gitmemiz gerekiyor deyince içeriden başka bir görevli daha geliyor ve o da kendini pasaport macerasının içinde buluyor. Onlara geçen yaz İsmail ve Özcan�ın (baskaturlubirsey.com ) Hindistan�da kaybettikleri pasaportlarını kısa bir sürede aldıklarını örnekleyerek bu işinde istendiğinde hemen halledilebileceğini söylüyorum. Ama prosedürde prosedür başka bir şey çıkmıyor ağızlardan. Prosedürde ilk olarak elimizdeki evrakları Türkiye�ye pasaportun çıkartıldığı valiliğe oradan da pasaport şube müdürlüğüne gönderiliyor. Daha sonra buradan gelecek temiz yanıtı sonucu aynı evraklar tekrardan büyükelçiliğe gönderiliyor. Bu işlemler artık 1 haftamı 15 gündemi halledilir bilinmez ancak bu işlemler sonucu pasaportu alabiliyoruz. Tekrar diretiyoruz  biz 2 gün sonra çöle gidiyoruz yardımcı olun. Günlerden Cuma saat 11:00. Yani 5 saat farkı düşündüğümüzde Türkiye�de saat 16:00 yani mesainin bitmesine sadece 1 saat kalmış. Sonra faks çekilebilir bu sayede belgeler valiliğe ulaştırılabilir teklifi geliyor. Faks çekilsin ama hemen! Hatta faksı çekelim üstüne pasaport şube müdürlüğüne telefonla ulaşıp çabuk sonuç almaya bakalım diyoruz. Faksı çekip telefon numarası bıraktıktan sonra büyükelçilikten ayrılıp hostele doğru dönüşe geçiyoruz. Hostele tam geldik derken telefonum çalıyor, arayan büyükelçilik görevlisi Selçuk Bey. Pasaport şube müdürlüğüne ulaştıklarını pazartesi günü saat 11:00�da büyükelçilikte olmamızı istiyorlar. Hadi bakalım tekrardan keyfimiz yerine geliyor.

 

guney amerika 59

Bu arada konsolosluğun iletişim adresi ;

 

Monsenor Sotero Sanz 55/71 Providencia, Santiago – Chile

 

Telefon:+56-2-231 89 52

 

+56-2-232 11 00

 

Hostele dönüyoruz ama kimse kalmamış ki boşa gelmişiz. Hemen Erdem�e mesaj atıp nerede olduklarını öğrenip yola çıkıyoruz. İlk olarak merkezde bulunan �Cerro Santa Lucia� da dolaşıyoruz. Şehrin merkezinde trafiğin, kalabalığın ortasında olmasına rağmen parkı gezerken kendinizi huzurlu hissedebiliyorsunuz. Özellikle Japon bahçesi parkı gezerken mutlaka uğranması gereken bölüm. Parkı dolaştıktan sonra grupla Plaza de Armas�da buluşuyoruz. Koloniyal binalar, sokak müzisyenleri, ressamlar, falcılar ve sokakta stand-up yapanlar Plaza de Armas�ın kendine özgü tatları. Sokakta İbrahim Ferrer söyleyen ağabeyleri biraz dinledikten sonra yürümeye devam ediyoruz. Meydanda 2 kişilik stand-up yapan ekip Türk olduğumuzu öğrenince bizden hatıra için Türk parası istiyorlar. Bu talebe Mesut karşılık verince stand-up yapanların arasında kalıyor oda katılıyor geyiğe. Meydanda dolaşıp zaman geçirdikten sonra Pablo Neruda�nın evine(müzesine) gidiyoruz. Çok fazla talep olduğundan ve bizim grupta 3-5 değil 16 kişiden oluştuğundan 2 gün sonraya rezervasyon yaptırmak zorunda kalıyoruz. Neruda ile randevu Pazar günü saat:12:30�da.

 

guney amerika 60

Akşam hostelimize geldiğimizde akşam barbekü partisi olduğunu öğreniyoruz. Kişi başı partiye katılma 5000 pezo, bunun içinde sınırsız et ve içecek dahil. Neyse etler atılmaya başlanıyor ama normal başlanması gereken saatten 1 buçuk saat sonra (ateşi yakmayı beceremediler) Pek et yemesekte içkilerle geçiştirip dışarı çıkmaya karar veriyoruz.Yan sokakta bulunan ve sabah hostele gelirken dikkatimizi çeken Jammin Reggea hostelden sonra 2.durağımız oluyor. Hanımlar girişte 2000 öderken bizden kişi başı 2500 alıyorlar.(İhsanım güzel mekan ama adamlara bir türlü Dub Incorporation çaldıramadım bilmiyorlar grubu kerkenezler)

 

guney amerika 61

2.Gün

 

Sabah erkenden kalıp Valparaiso için yola çıkıyoruz. Universiad de Santiago durağında inip otobüs bileti aramaya başlıyoruz. İlk baktığımız Tur-Bus da fiyat 5800 daha sonra karşısındaki Pullman�dan aldığımız fiyat 4500. Pullman�dan aldığımız biletle 1 saat 45 dakikada Valparaiso�ya varıyoruz. Valparaiso UNESCO tarafından koruma altına alınmış şehirler arasında. Ayrıca Dünyanın en güzel şehirlerinden biri olarak kabul ediliyor. Şehri meydanından gezmeye başlıyoruz. Yanımıza davul çalan 2 tane çocuk geliyor, davul diyorum ama bildiğimiz davullara pek benzemiyor. Ayağına bağladığı iple davula ritim veriyorlar. Ayrıca dönerek yaptıkları dansla farklı bir görsel şölen ortaya çıkıyor. Çocukları izledikten sonra şu meşhur finükülere binerek şehrin tepelerinden birine çıkıyoruz. Arkamızda piyano çalanlar, hediyelik eşya satanlar önümüzde müthiş Valparaiso manzarası. Valparaiso demişken bahsetmeden olmaz Pablo Neruda ve Salvador Allende�den.

 

guney amerika 62

Salvador Allende

 

Batılı devletlerde serbest seçimle iktidara gelen ilk Marksist devlet başkanıdır kendisi. Şili�de 1970-73 arası Cumhurbaşkanlığı görevinde bulunmuştur. Amerika�nın destekli Augusto Pinochet tarafından darbeyle devrilmeden önce Şili için bir çok radikal karar almıştır.

 

guney amerika 63

Bunların en önemlileri;

 

–  Hemen bütün önemli sinaî kesimleri ulusallaştırmış ve bunlara “aréa de propiedad social”, yani “toplumsal mülkiyet bölgesi” adını vermiş, istimlak etmiştir.

 

–  Frei’ın başlattığı toprak reformu sürecini hızlandırmış, ziraatle uğraşan hemen her kesimi toprak sahibi yapmıştır.

 

– Gene Frei’ın başlattığı sosyal güvenlik politikalarına hız kazandırmış, devletin eğitim, sağlık vs kesimlere çok daha ciddi katkı ve desteğini sağlamıştır.

 

Bu yaptığı reformlar özellikle bakır madenlerini devletleştirmesi Amerika�nın büyük tepkisini çekiyor. CIA destekli darbe ile Allende başkanlık sarayına düzenlenen saldırıda askerlere teslim olmayı reddedip intihar ediyor.

 

Pablo Neruda

 

Hiç tartışmasız Güney Amerika ve dünyanın en sağlam kalemlerinden biri olan Pablo Neruda Valparaiso doğumlu. Hükümet elçisi olarak Burma, Seylan, Java, Singapur, Buenos Aires, Barselona ve Madrid görev yapmıştır. İspanya İç Savaşı ve García Lorca’nın ölümü onu çok etkilemiş ve önce İspanya sonra da Fransa’da Cumhuriyetçi harekete katılmasına neden olmuş. Daha sonra ülkesine geri dönen Neruda 1971 yılında edebiyat dalında Nobel ödülüne layık görülüyor. Ünlü İspanyol yazar Garcia Lorca, Meksikalı ressam Diego Rivera, İspanyol ressam Pablo Picasso ve Şili Cumhurbaşkanı Salvador Allende Neruda�nın o dönemki yakın dostlarından bir kaçı. Gerçek adı � Ricardo Eliezer Neftalí Reyes Basoalto � olan Pablo Neruda ismini değiştirme olayını şöyle anlatıyor;

 

Adımı 14 yaşımdayken, daha Santiago’ya gitmeden değiştirdim. Babam yüzünden. Mükemmel bir insandı, gelgelelim, genellikle şairlere, özellikle bana karşı idi. hatta işi kitaplarımı ve not defterlerimi yakmaya kadar götürdü. Onun görüşüne göre, mühendis, doktor, mimar olmalıydım, çünkü diyordu, insanların bu gibi kimselere ihtiyacı var. Oğullarının toplum içinde sivrilmesini görmek isteyen, orta sınıfın köylülükten gelme bütün insanları gibiydi. yine babamın görüşüne göre, toplumda yükselmeyi başarmanın tek yolu üniversiteydi, serbest mesleklerdi.

 

guney amerika 65

Vaktiyle, aynı zamanda bir gazete yazarı olan büyük bir çek şairi vardı: Erwin Kisch. Bu zat, bu soruyu sorarak yıllarca iflahımı kesti. Madrid’de, Mexico’da, Prag’da hep karşıma çıktı ve Prag’ta bana şöyle dedi: ‘bana şu hikayenin sonunu söyle. Bak şimdi artık ihtiyarladım. Nice zamandır seni pek sıktım’. Gerçek şu ki, bu hikayede gerçek diye bir şey yok. Babamın gerçeği fark etmesinden en çok korktuğum günlerde -çünkü böyle bir şey felaket olurdu- bir dergiyi karıştırdım ve orada Jan Neruda imzalı bir hikaye gördüm. Tam o sıralarda bir şiirimle bir yarışmaya katılmak durumundaydım. O zaman Neruda soyadını seçtim ve ad olarak da Pablo adını aldım. Bu adın bir kaç ay sonra geçip gideceğini sanıyordum…’

 

Neruda�nın Nazım Hikmetle ayrı bir iletişimi vardı. Gerçekleştirilen bir kongrede Nazım�la ilgili olarak ‘Onun yanında biz şair bile olamayız’ diyerek Nazım Hikmet’i övmüştür. Ayrıca Nazım hayatını kaybettikten sonra onun için � güz çiçeklerinden Nazım�a bir çelenk �adlı bir şiir yazmıştır.

 

guney amerika 66

 

 

YANITLAYALIM

 

Bana soracaksınız: leylaklar nerde diye?

 

Nerde gelinciklerle kaplı fizik ötesi?

 

Eleklerden elenmiş sözcüklerin yağmuru,

 

Boşluklar ve kuşlar yağmuru nerde?

 

 

 

Söyleyeyim, nerde:

 

 

 

Madrid�in bir mahallesinde kalırdım

 

Çanlarla ve çalar saatlerle,

 

Ağaçlarla birlikte.

 

 

 

Görünürdü, ordan uzaktan

 

Kastilya�nın çökük yüzü

 

Kocaman deri bir okyanus gibi!

 

 

 

Çiçeklerin eviydi

 

Evimin adı. Fışkırırdı

 

Sardunyalar her yandan;

 

Evim güzel bir evdi

 

Köpekler vardı, çocuklar vardı.

 

 

 

Anımsar mısın, Raoul?

 

Anımsar mısın Raphael?

 

Anımsar mısın, Federico?

 

Federico, şimdi toprakta uyuyan sen

 

Anımsar mısın balkonlu evimi,

 

Nasıl da boğazlardı orda haziran güneşi

 

Ağzındaki çiçekleri.

 

 

 

….

 

 

 

Pablo Neruda

 

 

 

Bir de İvan Zamorano vardı hatırlar mısınız? Şili�de son dönemde Barcelonalı Alexis Sanchez rüzgarı ese dursun Şilililer için asıl efsane Ivan Zamoranodur. Real Madrid�de ki parlak kariyerinden sonra transfer olduğu İnter� de gollerine devam eden Zamoranonun forma numarası 1+8 di. Çocukken İnter�in maçlarını izlediğimde bu nasıl olur diye düşünüp dururdum. Eee bizim Şili�li Zamorano abi sert adam, o dönem takıma Ronaldo transfer olunca Zamoranonun 9 numaralı forması Ronaldo�ya verilmiş. Bizim Zamorano�da hemen çareyi bulmuş madem 9 yok al sana 1+8.

 

Ayrıca Şili demişken Roberto Matta�yı da unutmamak lazım. Sürrealist akımın Dali ile birlikte önemli isimlerinden biridir.

 

Bu kadar ayrıntı yeter Valparaiso�ya geri dönelim. Zamanı iyi ayarlayamadığız dan Pablo Neruda�nın buradaki evine gidemiyoruz. Şehri turladıktan sonra biraz da denize girelim diye tranvaya binip � Calate Portales � istasyonunda iniyoruz. Denizi görmeniz lazım inanılmaz. Herhalde Eminönün�de ya da Zeytinburnun�da denize girsem daha temiz olurdu. Emrah, Tamer, Ben ve Gökçe dışındaki herkes denize girmekten vazgeçiyor. Bizde buraya kadar gelmişken bir Pasifik okyanusuna dalıp çıkarız diyoruz mayoları giydikten sonra başlıyoruz koşturmaya. Ne koşma ama ben denize daldığımda arkama bir bakıyorum Tamer�le Emrah halen dalmamışlar denize. Burnuma gelen garip kokular ve denizin mis temizliğine fazla dayanamayıp 10 saniye içince kendimi kumsala atıyorum. Biraz güneşlenip amele yanıklarımızı normal yanık kıvamına getirdikten sonra sahildeki balıkçıları turlamaya başlıyoruz.

 

Dönüş yolu her zaman olduğu gibi yine yorucu oluyor. Duşumuzu alıp günlük makarna yeme ihtiyacımızı da giderdikten sonra Cristal ve Escudo biralarını hostelin bahçesinde yudumlayıp geceyi sonlandırıyoruz.

 

3.Gün

 

Bugün Neruda müzesine gidiyoruz. Öğlen 12:30 �da rezervasyonumuz vardı, hatırladınız değil mi? Hostel�de tereyağlı ekmek yanına kahveye benzer içeceklerimizi içtikten sonra müzeye doğru yola çıkıyoruz.(lonely planet boşa yazmamış her şeyi hoştur güzeldir ama kahvaltısı zayıftır diye. Ah hocam ah aç bıraktın bizi )

 

Müzenin kapısında devamlı etrafa bakıp duran biri dikkatimizi çekiyor. 2 gündür buluşmaya çalıştığımız ama bunu bir türlü başaramadığımız Romina olmasın bu? Yes bu Romina. Sonunda Neruda�nın evinin önünde buluşmayı başarıyoruz. Erdem�le beraber dün attığımız mailde müzeye gezeceğimizi yazmıştık o işe yaramış. Romina ve yanındaki Enrique ile birlikte müzeyi gezmeye başlıyoruz. Neruda�nın Santiago dışında Valparaiso ve Isla Negra�da olmak üzere toplam 3 tane evi varmış. Neruda evi gemi şeklinde dizayn etmiş ve içinde aklınıza gelebilecek bir çok şeyle ilgili koleksiyon oluşturmuş. Porselenler, kartlar, renkli bardaklar, atlar, büyük ayakkabılar daha aklınıza gelmeyecek bir sürü şey.(Candaş eğer Neruda ile tanışma fırsatı bulsaydın bu bit pazarı kafasında iyi anlaşırdınız) Evi gezerken Picasso ve Diego Rivera�nın Neruda�ya hediye ettiği tabloları da görüyoruz. Rehber gördüğünüz bu tablonun şuan ki değeri 13 milyon dolar ama Diego Rivera onu Neruda�ya beklide bir şişe şarap karşılığında hediye etmiştir diye anlatmaya devam ediyor. Garcia Lorca, Joan Miro, Diego Rivera ve Pablo Picasso Neruda�nın beraber demlendiği arkadaşlarıymış. Evin her katında farklı dizayn edilmiş barlar dikkatimizi çekiyor. Neruda arkadaşlarını toplayıp evin bahçesinde barbekü yapıp şarap içmeye bayılırmış.

 

Evi gezdikten sonra Romina, Enrique, Deniz Karaevli ve Erdemle birlikte San Pedro de Atacama bileti bakmak için otobüs terminaline gidiyoruz. Hiçbir otobüste pazartesi günü için yer yok, hatta Salı günü için sadece bir firmada yer var geri kalanların verdiği en yakın tarih Çarşamba gece. Bu kötü haber çünkü daha fazla oyalanmak rotanın o kadar sıkışacağı anlamına geliyor.Uçak ihtimali düşünmeye başlıyoruz. Romina ile beraber havayollarını araştırdıktan sonra Calama için 80.000 pezoya Skyairlines�den bilet buluyoruz. Rezervasyonu onaylamak için mail atmamız isteniyor, bizde herkesin pasaport numarasını yazıp havayollarına mail atıyoruz. Yarın Deniz�in pasaportu için kritik gün. Umarım sorun çıkmadan pasaportu alırız ve Deniz�de yoluna devam eder. Pasaport işinden sonra uçak bileti işi bizi bekliyor.

 

4.Gün

 

Sabah erkenden kalkıp Büyükelçiliğe gidiyoruz. Ve sonunda pasaportu alabiliyoruz. Biraz sancılı geçen 1 hafta sonucunda sonunda pasaport Deniz�in ellerinde. Özgür Bey�in son dakikada tekrar devreye girmesi pasaportu bu kadar çabuk almamızda büyük etken oldu. Özgür Bey bir kez daha teşekkürler. Sevinçle hostele geri dönüyoruz bugün yapacağımız daha bir sürü iş var. Uçak biletlerini almak için acentaya gidiyoruz ama mailimiz ulaşmadığı gibi bilet fiyatları da 2 katına çıkmış. Uçaktan vazgeçip hemen San Borja otobüs istasyonuna gidiyoruz. Allahtan dün baktığımız otobüste hala yer var. Salı gece 23:45 otobüsüne kişi başı 36.000 pezodan biletlerimizi alıyoz. Bu da bir gece daha hostel de kalıyoruz anlamına geliyor. Grupla hostelde buluştuktan sonra Allende müzesine doğru yürümeye başlıyoruz. Univeridad de Chile�nin mimarlık fakültesinden geçerken dalıyoruz içeriye. Okulun içini gezip çekim yaptıktan sonra kantinden sularımızı alıp yola devam ediyoruz. Geçen yıl Uzakdoğu rotasını beraber yaptığımız Zerrin�de bugün Güney Amerika rotasına Santiago�dan başlıyor. Normal de buluşmamız zor gözükmesine rağmen pasaport, otobüste yer yok derken 1 günde olsa buluşma fırsatı buluyoruz. Zerrinle Salvador Allende müzesi önünde buluşuyoruz fakat müze tadilatta olduğundan gezemeden geri dönmüyoruz. (bu arada müzenin adresi lonely planette verilen adresten başka bir yere taşınmış. Yeni adres: Republica 475.)

 

guney amerika 67

Müzeden aradığımızı bulamayınca şehri tepede izlemek için San Cristobal�a çıkıyoruz. Gidiş-dönüş asansörün fiyatı 1800 pezo. Şehrin manzarasını izledikten sonra Şili�ye geldiğimden beri herkesin elinde gördüğüm ve dikkatimi çeken kayısılı hoşafa benzeyen içecekten deneyelim dedik. � Note con Huesillo � da buğday ve kayısı var. Hoşafa benzeyen içecek çok tatlı olmasına rağmen güzeldi ama 2. Kez içer miyim bilmiyorum. Tepeden indikten sonra hostelde film gösterimi olacağını öğreniyoruz. Bu akşamın filmi INTO THE WILD, filmin müzikleri Eddie Vedder�a ait.

 

Yarın uzun bir yolculuk bizi bekliyor. Yarın tam 24 saat sürecek olan Calama yolculuğuna çıkıyoruz. Oradan gece otobüs bulursak San Pedro de Ataama�ya geçicez. Eğer gece araç bulamazsak sabaha kadar başımızın çaresine bakıp sabah ilk otobüsle San Pedro�ya geçmeyi deneyeceğiz.

 

02.02.2012 Perşembe San Pedro de Atacama

 

Santiago�da ki son günümüze gezici sergiyle gelen Picasso sergisini gezerek başlıyoruz. Güney Amerika�ya ilk kez gelen bu sergide Picasso�nun kara kalem çalışmaları ve eskizleri bulunuyor. Mart ortalarına kadar sürecek sergiye giriş ücretsiz. Merkeze doğru yürürken yanından geçtiğimiz Universidad de Chile�nin mimarlık fakültesinin içine dalıyoruz(girişte güvenlik sorun çıkarsa da öğrenci kimliklerini gösterince içeriye girmememize izin veriyor) Öğlen saati olduğundan öğrencilerin bir kısmı kantinde yemeklerini yemekte meşgul, bir kısmı da dersliklerde zaman geçiriyor. Fakültenin içini gezdikten sonra Plaza de Almas�a giderek bizi San Pedro de Atacama�da idare edecek kadar para bozduruyoruz. Meydanda dolaşıp para bozdurduktan sonra Atatürk anıtının bulunduğu bölgeye doğru yola çıkıyoruz. Bize verilen yanlış adres sebebiyle anıtı bulmamız 2 saati buluyor. Anıtın yeri tam olarak (bizim kadar dolaşmayın diye) � Alcantara metro durağından inip Apoqindo caddesinin üzerindeki 4200-4120 aralığı ile Golda Meir sokağının 180 kesişimin de ki parkın içinde.�

 

guney amerika 68

Gündüz şehri gezip zaman geçirdikten sonra erken saatte hostele dönüyoruz. Yemeğimizi hazırlayıp yedikten sonra bize akşam otobüsün kalkacağı saati beklemek kalıyor.

 

Estacion Central metro istasyonunda inip San Borja otobüs terminaline saat 23:15 de varıyoruz. Bu uzun yolculuk benim için ilk olmayacak. İlk 24 saatlik otobüs yolculuğumu 2009 yılında Laos�dan Vietnam�a geçmek için yapmıştım. Bu benim için ikincisi tecrübe olacak.

 

guney amerika 69

Dikkat Dikkat! �Flota Barrios firmasının Calame�ye gidecek olan otobüsü birazdan kalkıyor lütfen çantalarınızı bagaja verip koltuklarınıza yaslanın. Hadi bakalım 24 saat sonra görüşürüz�

 

24 değil 25 saat sonunda Calame�nin Valmaseda terminaline varıyoruz. Bu şu ana kadar yaptığım en uzun otobüs yolculuğu oluyor. Gece San Pedro de Atacama�ya gidecek minibüs bulamıyoruz. Yanımıza gelen taksicilerde kişi başı 12500 pezo fiyat veriyorlar. Murat Hoca�dan gelen mesajda otobüs biletlerinin 2900 pezo olduğu yazıyor. Kişi başı 9600 pezo fazladan vermemek için bu gece terminalde sabahlayıp yarın sabah ilk otobüse binmeye karar veriyoruz. Fakat ilk otobüs Tur-Bus terminalinden kalkıyor o yüzden Valmaseda terminalinden Tur-bus terminaline doğru yürümeye başlıyoruz. Merkezde rastladığımız dans yarışmasına uğrayıp yarışmacılara puanlarımızı verdikten sonra yürümeye devam ediyoruz. Terminale geldiğimizde başka bir sürpriz bizi bekliyor. Terminal 15 dakika sonra kapanıyor ve açılış saati 5 buçuk yani daha 3 buçuk saat var. Terminali kapatacak abi �sabah 5 buçuğa kadar terminalin önünde heba olursunuz karşıdaki restorana gidin oturun� diye bize tavsiyede bulundu, bizde terminalin karşısında ışıkları yanan Pollo Andino�ya gidip oturduk. Gecenin 2 sinde içeriye 16 sırt çantalı girince doğal olarak müşteriler ve çalışanlar başta bir garipsediler ama alışmaları pek uzun sürmedi. 25 saatlik yoldan geldik karnımız deli gibi acıktı, ne yesek acaba? Tavukları ve patates kızartmalarını söyleyip sabah 5 buçuğa kadar zamanı öldürüyoruz. Sabah terminal açılır açılmaz biletlerimizi Tur-Bus� dan 8 otobüsüne alıp tekrardan Pollo Andino�ya gelip oturmaya devam ediyoruz(terminalde oturalım dedik ama soğuktu yine ne varsa bizim tavukçuda var).Sonunda 8 oldu ama bizim otobüs hala yok. San Pedro otobüsü geliyor � yok bu sizin değil � deyip geri gönderiyorlar. Ooo daha ne kadar bekleyeceğiz 33 saat oldu yollardayız be abi. Otobüs 8:45�de geldi ve sonunda San Pedro de Atacama�ya doğru yola çıkabildik.

 

guney amerika 70

1 buçuk saat sonunda vardığımız San Pedro de Atacama�da otobüs terminalinde etrafımızı ellerinde hostel broşürleri bulunan komisyoncular sardı. Aralarından seçtiğimiz Hostal Rural ile geceliği 7000 pezoya anlaşıp çantaları hostele attığımız gibi bisiklet aramaya koyuluyoruz. Hostel Rural�da odalarda ranza sistemi var. 6-8 kişilik dorm odalarda duş ve tuvalet dışarıda ortak kullanım. Bahçedeki hamaklarda zaman geçirmek yine avlunun ortasındaki masa tenisi hostele farklı tad katan unsurlardan. Ben, Erdem, Tamer, Gökçe, Mesut, Emrah ve Deniz Karaevli�den oluşan grup 2500 pezoya bisikletleri kiralayıp � Şeytan Kanyonu�nu gezmeyi tercih ederken geri kalan grup 12000 pezoya �Laguna Cejas� turunu katılmayı tercih ediyor. 20 dakika pedal çevirdikten sonra şehrin dışına çıkıyoruz. Nehirleri bisikletlerimizle aştıktan sonra �Şeytan Kanyonunda pedal çevirmeye başlıyoruz. Normalde gitmemiz gereken köyün yolunu bir türlü bulamadığımızdan(rehberimiz Erdem saolsun) tekrar nehre geri dönmek zorunda kalıyoruz. Yaklaşık 4 saat süren bisiklet turunda kanyon aralarında bisiklet sürmenin keyfine varıyoruz ve öğleden sonra 5 gibi hostele geri dönüyoruz. Bu arada Erdem ve Deniz 2 gün sonra çıkmayı planladığımız Atacama-Uyuni turu için fiyat araştırması yapmak için acentaları gezmeye çıkıyorlar. Hostele dönerken kapısında Super Mercado ( süper market ) yazan ama küçük bir köy bakkalı tadında olan marketten makarna, sebze(kabak, domates, havuç, kıvırcık), tavuk ve karpuz alıp hostele dönüyoruz. Bu akşamın menüsünde haşlanmış tavuk, makarna, haşlanmış sebze, salata, kola ve karpuz var. Bize bu menünün toplam maliyeti kişi başı 1000 pezoya(2 $) geliyor. Yemeğimizi afiyetle yedikten sonra yataklarımıza erkenden geçip dinlenmeye çekiliyoruz.

 

guney amerika 71

03.02.2012 Cuma San Pedro de Atacama

 

Sabah erkenden kalkıp bir şeyler atıştırdıktan sonra yarın yola çıkmayı planladığımız Atacama ve Uyuni turu için fiyat araştırması yapmak için tekrardan �Erdem ve Denizle beraber� acentaları gezmeye başlıyoruz. 2008�de Murat, Yekta ve Tulga�nın da tercih ettiği �Colque� adındaki acentadan 2 gece 3 günlük Atacama-Uyuni turunu 65.000 pezoya, yine aynı acentadan Valle de la Muerta(Ölüm Vadisi) ve Valle de la Luna(Ay Vadisi) turlarını 5000 pezoya ayarlıyoruz. Tur sonunda Uyuni�den La Paz�a geçeceğimiz için acentadan her ihtimale karşı otobüs rezervasyonumuzu yaptırıyoruz. Turların paralarını vermek için grubun bir kısmı bankadan para çekmeye bir kısmıda cambiyolar da para bozdurma için dağılıyor. Bu arada bugün ki kurda 1 $ = 487 Şili pezosu yapıyor. Yarın Bolivya sınırına geçtikten sonra Ulusal Parka girmek için 150 Bolivyanosa ihtiyacımız olacak. Burada bulunan cambiyolar 1 $ = 5.60 Bolivyanosa bozduğundan sadece girişte lazım olacak kadar para bozduruyoruz. ( Normal kur 1$ = 6.93 )

 

guney amerika 72

Saat 16:00 olduğunda Bolivya � Venezuella melezi rehberimiz eşliğinde Ölüm ve Ay vadisine doğru yola çıkıyoruz.

 

Dünyanın en kurak çölü olan Atacama adını Atacameño kabilesinden almış. Şili�nin kuzeyinde bulunan Atacama Peru, Arjantin ve Bolivya sınırını oluşturuyor. Ayrıca 1883’te biten Pasifik Savaşı sonucu kontrolü Bolivya’dan Şili’ye geçmiş. 19. yy sonu ile 20. yy başında Şili ekonomisine büyük katkı sağlayan Atacama Bolivya ile Şili arasında hala sorun teşkil eden bir durum. Bolivya entellektüelleri ülkeleri ekonomik olarak kötü bir durumdayken, Şili’nin Latin Amerika’nın en güçlü ekonomilerinden birine sahip olmasını kaybedilen bu topraklara bağlamaktalar. Ayrıca garip bir anekdot olarak Atacama çölüne 1971 yılına kadar tam 400 yıl boyunca yağmur yağmamış.

 

guney amerika 73

Vadilerin bulunduğu Ulusal Parka giriş tam 2000, öğrenci 1500 pezo.(Eğer öğrenciyseniz yanınızda ISIC kart bulundurmanızda fayda var) Bugün ki turun programında sırayla; Ölüm Vadisi, Ay Vadisi, Anfi Tiyatro, The Three Maries(Üç Meryem) ve Piedra de Collote(Coyote Kayası) var.Atlıyoruz otobüse çıkıyoruz yola.

 

İlk durağımız Valla de la Muerta yani Ölüm Vadisi. Etrafı dağlarla çevrili enfes bir manzaraya sahip olan Ölüm Vadisinin adı 3 farklı rivayete dayanıyor:

 

1 � Göç eden yerel halkın hayvanlarının bu vadinin içinde ölmesi.

 

2 � Şili- Arjantin-Bolivya savaşında o bölgede çok sayıda insanın ölmesi.

 

3 � Belçikalı arkeolog Gustavo le Paige vadinin yüzeyini marsa benzediği için buraya Mars Vadisi adını vermiş fakat yerel halk Mars yerine Muerta yani ölüm anladığı için vadinin ismi Valle de la Muerta �Ölüm Vadisi� olmuş.

 

Ölüm vadisini gezdikten sonra vadilerin aralarından geçerek önce yer altı mağarasına ardından Anfi Tiyatroya geziyoruz. Sonraki durak Ay Vadisi. Bu vadiye Ay Vadisi denilmesinin sebebi dünya üzerinde ay yüzeyine en çok benzeyen yer olması. Muhteşem bir manzara eşliğinde Atacama�da ki son günümüzü Ay Vadisinde tamamlıyoruz.

 

Dönüş yolunda rehberimiz Bolivya�ya gideceğimizi öğrenince � Bolivya�da patates yemeyene Bolivyalı demezler � dedi ve ekledi �O yüzden siz de Bolivya�da bol bol patates yiyeceksiz�.

 

guney amerika 74

Yine keyifli ve yorucu bir günün sonunda merkeze döndüğümüzde ilk adresimiz market oluyor. Bu akşamki menümüzde sizinde tahmin edebileceğiniz gibi makarna var. Bu defa farklı olsun diye değişik bir domates sosu denemeye karar veriyoruz( Leyla sos diye domates çorbası aldırmış) Sos yerine aldığımız domates çorbasına 4 bardak su yerine 2 bardak su koyunca harika bir domates sosu ortaya çıktı(denemekte fayda var) Yemekten sonra Erdemle beraber Santiago�dan bu yana biriken gezi notlarını tamamlıyoruz(bu gece uykun yok bize)

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: