Pages Menu
TwitterFacebook
Categories Menu

- Gezgin: - Ağu 4, 2009 Konu: Asya | 1 yorum

Japonya Gezisi

Japonya’da, Japonların deyimiyle Nippon’da güzel bir hafta geçirdik. Bu bir haftada Tokyo,Kyoto, Osaka, Nara, Kobe ve Himeji’yi gezdik. Bu ülkenin yemekleri, gelenekleri, ulaşım araçları, dini inançları, insanları, yaşam biçimleri, depremleri,iklimi, eğlence hayatı, park ve bahçeleri, hamamları, teknolojisi gibi bir çok şey kendine özel ve tek tek anlatılacak kadar özgün. Bu yüzden Japonya şu ana kadar gezdiğimiz 63 ülke arasında ayrı bir yer tutacak.

 

JAPONYA – Ağustos 2009

Japonya’da, Japonların deyimiyle Nippon’da güzel bir hafta geçirdik. Bu bir haftada Tokyo, Kyoto, Osaka, Nara, Kobe ve Himeji’yi gezdik. Bu ülkenin yemekleri, gelenekleri, ulaşım araçları, dini inançları, insanları, yaşam biçimleri, depremleri,iklimi, eğlence hayatı, park ve bahçeleri, hamamları, teknolojisi gibi bir çok şey kendine özel ve tek tek anlatılacak kadar özgün. Bu yüzden Japonya şu ana kadar gezdiğimiz 63 ülke arasında ayrı bir yer tutacak.

Japonya’ya gelecek TC vatandaşlarının vize ihtiyaçları yok. Bavullarını alıp, karar verdikleri gün yola çıkabilirler. Bu ülkeye THY’nin gün aşırı Tokyo ve Osaka’ya seferleri var. THY promosyonlarında sık sık bu iki şehirden birini yakalayabilir ve 600 euro civarı bir fiyata buraya uçabilirsiniz. Bunun dışında Emirates’in de uygun fiyata uçuşları oluyor. Japonya ile Türkiye arasında mevsime göre değişen 6 veya 7 saat zaman farkı oluyor ki bu ilk günlerde biraz sersemletebilecek bir fark. Mümkün olduğunca öğle saatlerinde uyumamak ve ilk günden itibaren buranın uyku saatlerine göre kendimizi ayarlamamız gerekir.

THY uçuşunun saati Eskişehir-İstanbul uçağına uygun olduğu için yola çıkığımız kolay oldu. Saat 21.20 de bindiğimiz İstanbul uçağı ile saat 22.00 de Atatürk havalimanına indik. Dış hatlar terminaline geçip harcımızı ödeyip, bagajımızı da verdiğimizde 23.30 da kalkacak Osaka uçağımızın boarding saati gelmişti. Uçağa binmeden DNR’da Japonya ile ilgili kitap araştırması yaptım ama nafile. Varuna Gezgin kütüphanesinden aldığım Caner Güreliler’in 2003’te bisikletle Japonya’nın kuzeyinden güneyine yaptığı yolculuğu anlattığı “Pedalımın altında Japonya” bu gezimizin kitabı olacak. Ayrıca Gülin’in “Avucumda Patikalar” kitabında da kısa bir Japonya bölümü var. Artık idare edeceğiz.

11 saatlik uçuş gayet rahat geçti. Tabi bunda uzun uçuşlarda kullanılan THY uçaklarında ki

2-4-2 oturma düzeninde 24 saat önce online chek in yapıp 2’li koltuklardan kapmamızın da faydası oldu. Uçakta 2 ana 1 ara öğün olmak üzere 3 servis yapıldı. Bunlarda kullanılan her yiyecek ve içecekte iktidar partisi yandaşlığının kokusu açık bir şekilde fark ediliyor. Neyse Türkiye’mizin düzeninden farklı bir düzen ve anlayışın olduğu bir ülkeye geçiyoruz. Bol uykulu bir uçuşun ardından Osaka havaalanına indik.

Uçakta doldurduğumuz giriş formları ile birlikte memure hanıma pasaportu uzattım. Pasaportumuz henüz çipli olmadı ama diğer vizeleri kullanarak kısa sürede işlem yapıyorlar. Teknoloji ile ilk bocalama anım burada oldu. Memure bayan bana parmağını gösterip Japonca bir şeyler söyledi. Anlamadım yandan Yekta parmağını bas deyince baş parmağımı önümde ki butona bastım. No,no,no deyip işaret parmağını gösterdi. Onu bastım gene olmadı meğer iki el işaret parmağı birlikte basılacakmış. Kısa bir kaos olduysa da girdik.

Kansai uluslar arası havaalanı Osaka’ya 45, Kyota’ya 60, Kobe’ye  60 dakika uzaklıkta yer aldığı için bütün bölgeye hizmet veriyor. Bu bölgenin adı da Kansai olduğu için havaalanı bu ismi almış. Havaalanının istasyon burada ki adıyla JR yani Japan Railways bölümüne geçtik. Buraya geçiş için sadece JR yazan levhaları takip etmeniz yeterli. Bilet bölümüne geçip Osaka’ya giden trene bilet istedik. Gişedeki memur bize eğer Kyoto,Nara,Kobe,Himeji gibi çevre illeri gezeceksek Kansai bölgesinde 4 gün içinde bütün trenlere ücretsiz binebileceğimiz  bileti önerdi. 10 euro’ya Osaka biletini düşününce, 40 euro’ya sınırsız ve 4 gün makul geldi ve aldık.

Ulaşım için Japonya’da değişik araçlar var. Şehir içi ulaşımda her noktaya metroyla gidilebiliyor. Bütün şehirlere harika birer metro sistemi kurmuşlar. Günün yarısı yer altında geçiyor. Sadece metrolar için değil, metro hatlarının birinden diğerine geçerken, alışveriş merkezleri, restoranlar, fırınlar, barlar gibi bir çokta zaman geçirecek işletme kurulmuş. Her  yerde olduğu gibi her hat ayrı renkte ve gideceğiniz hattın rengine ulaşmak için cebinizde taşıdığınız metro haritasında en kısa yolu seçiyorsunuz. Bilet alma, geçişler, çıkışlar gibi her şey otomatik makinelerle yapılıyor. Ve sistem çok basit. Buradaki makineler bozuk, kağıt her türlü parayı alıyor. Sadece siz kişi sayısını ve gideceğiniz durağın ücretine basıyorsunuz. Ücrette duvarlarda asılı haritalarda her istasyonda ora baz alınarak her yer için durağın altına yazılmış. Metro içi yayalar için yürüme yönleri, yürüyen merdivenlerde durma tarafları, metroda vagon önü sırayla binme gibi bir çok medeni davranışa harfiyen uyuluyor. Şehirlerarası ise JR istasyonları kullanılıyor. Bunlar bir çok metro istasyonu ile de bağlantılı. JR trenleri bizim hızlı trenler tadında trenler. Bazıları her istasyonda durmayıp daha çabuk gidiyorlar ki bunlara Rapid deniyor, diğerleri ise durma miktarlarına göre biraz daha uzun sürelerde gidiyorlar. Metrolarda ortalama 2 dakikada bir tren varsa şehirlerarası da 10 dakikada bir tren bulunuyor. Anlayacağınız her medeni ülkede olduğu gibi burası da raylarla örülmüş. JR biletleri günlük kesiliyor. O gün içinde ki herhangi bir trene binebiliyorsunuz. Hatta o gün içinde yolda başka bir yerde inip bir süre dolaşıp sonraki trenlerden birisi ile gideceğiniz yere devam etmenizde mümkün. Bu durumda tabi numarasız bilet almanız gerekli. Unreserved denen bu biletlerde numara yok ama merak etmeyin ayakta kalma gibi bir dertte yok. İsterseniz numaralı biletlerde mevcut. JR trenlerinin ücretleri Japonya şartlarına göre makul. Ortalama bir saatlik yolculuk 10 euro civarı. Gelelim Shinkansen denen kurşun trenlere. Bunlar yerde giden uçaklar. Japonya’nın her yerine kısa sürelerde gitmek mümkün ama fiyatlarda biraz pahalı. Biz Osaka-Tokyo arası kullandığımız bu trene 700 km’lik yol için 100 euro bayıldık. Bu trenlere de yine JR istasyonlarında ayrı bir bölümden biniliyor.

45 dakikada Osaka’nın Tennoji istasyonuna ulaşıp, buraya kısa mesafede bulunan otelimize gitmek için henüz metroyu bilmediğimizden taksiye bindik. 10 dakika sonra Weekly Mansion isimli Omatae bölgesinde yer alan otele ulaşıp chekin işlemlerini tamamlayıp odamıza yerleştik. Otel harika, bütün hizmetler 1. sınıf, odalar geniş, banyo tuvalet tertemiz, odalarda mutfak var ve mikro dalgadan, su ısıtıcıya, buzdolabına, kap kacağa her şey ama her şey düşünülmüş. TV, video, klima, balkon, internet, çalışma masası, alarmlı saat gibi şeylerde cabası. Hemen alışverişte yapıp, meyve, kahvaltılıklar, içecekler gibi ihtiyaçlarla buzdolabını da doldurduk Artık otel değil ev oldu. Otelin oda fiyatı 7000 yen yani 70 dolar. Kişi başı 35 dolara geldi ki bu standartlar için gerçekten çok iyi hele hele Japonya’da süper. Gerçekten çok etkilendik bu düşünceli işletmecilik anlayışından. Her şey ama her şey dedim ya hani saysam paragraf yetmez. Oda terlikleri ayrı banyo ayrı, saç kurutma makinesi, diş macunu ve fırçası, şampuan, saç kremi, askılıklı dolap, bornozlar, vs. Tuvaletteki klozette otomatik sistem hızı, ısısı, yönü ayarlanabilir taharet musluğu bile var. Klozet değil sanki pilot koltuğu. Her yerinde düğmeler var. Japonlar işte.

İlk akşam Shin sai bahsi suji denen uçsuz bucaksız üstü kapatılmış bir yol boyu kurulmuş alışveriş mağazalarının bulunduğu çarşıyı gezdik. Çarşının yan sokakları ise barlarla dolu. Her yer gene tertemiz. Bütün dünya markaları burada dükkân açmışlar. Japon kızların hepsi bakımlı, saçlar yapılmış, kollarda çantalar, çılgın tasarımlı kıyafetler ile sanki Milano’da defilede yürürmüş gibi geziyorlar ortalıkta. Daha sonra Japonya’nın ilk Irish Pub’ı diye reklamını gördüğümüz Murphy’s de ben Japon birası Asahi, Yekta ise sevdiği Guinness birasından içti. Biralar barda 7 dolar. Ordan sonrada ilk günün yorgunluğu çökünce otele dönüp, uyuduk.

 

 

Sabah saat 6’da kalktık. Plan 4 gün geçerli ücretsiz biletimizi kullanıp bir yerlere gidip gelmek. Yekta mutfakta menemen yaparken bende internetten CNN Türk’te gece haberlerini izliyorum. İnternet hızlı olunca evde TV izler gibi izleniyor. Kararımızı verdik. Shin Osaka metro istasyonuna gidip ordan 30 dakika yolculukla gidilen protokolü ile adını duyduğumuz Kyoto’ya gidiyoruz. Fotoğraf makinelerimizi alıp yola koyulduk.Bizim bulunduğumuz istasyon yeşil hatta yer alan Tanimachi 4-chome. Buradan 2 durak sonra Hommachi’de kırmızı hakla kesişiyor. Bizim gideceğimiz Shin Osaka istasyonu’da kırmızı hatta olduğu için bu kesişimde yeşil hattan yürüyerek kırmızı hatta geçtik. Ve otelden çıktıktan 15 dakika sonra haritada baya uzakta görünen Shin Osaka’dayız. Burada JR işaretlerini takip edip, şehirlerarası tren istasyonuna geçtik ve kartı gösterip ilk Kyoto trenine atladık.

Kyoto Japonya’nın geleneksel mimarisinin, bahçe ve park kültürünün, tapınaklarının en nadide örneklerinin görülebileceği küçük şirin bir şehir. Burada gezerken bizi hoş birde sürpriz bekliyordu. Eskişehir Büyükşehir ve Tepebaşı belediye başkanları Yılmaz Büyükerşen ve Ahmet Ataç ekipleri ile birlikte Eskişehir’de önümüzde ki dönem uygulanacak şehir planlaması, park bahçe düzenlemeleri örneklerini incelemek üzere Kyoto’daydılar. Ve yanlarında da bize hiçbir zaman desteğini esirgemeyen Coşkun Aral Abimiz. Güzel muhabbetlerle dolu birkaç saati birlikte geçirdik ve Eskişehir’de yaşadığımız için tekrar gurur duyduk.

Kyoto’da akşamüstüne kadar tapınakları, Japon bahçelerini gezdik. Hepsi birbirinden güzel ve bakımlı idi. Ama en ilginci ise bu tapınaklardan birinde şahit olduğumuz Geyşa düğünü idi. Geleneksel kıyafet ve seremoni ile gerçekleşen bu düğünün her anını izlerken büyük keyif aldım ve bol bol fotoğraf çektim. Kyoto’yu yürüyerek gezmek biraz yorucu olsa da anı daha iyi yaşamak için bizim tavsiye edeceğimiz bir şey. Lonely Planet’in verdiği yürüyüş parkuru tapınakları ve bahçeleri kaçırmadan gezmeniz için gayet faydalı.

Akşam saat 6 gibi tekrar Osaka’ya döndük. Öğlen yemeğini geçiştirdiğimiz için karnımız zil çalıyor. Esnaf lokantası tadında bir restorana girip oturduk. Sonra garson gelip girişteki makineyi gösterdi. Aynı metroda ki gibi parayı ATM’ye kart sokar gibi sok seçtiğin yemeklere tıkla ve para üstünü al olayı. Makineden çıkan bileti ise garsona veriyorsunuz. Restorana esnaf lokantası dedik ama dekorasyon, masalar, kullanılan malzemeler çok şık. Bu ülkede her şey ince düşünülerek yapılmış. Hizmette sınırları yok. Yemekleri yerken de parmaklarımızı yaladık.

Japonya’da restoranlar ikiye ayrılıyor. Shokudo benim biraz önce esnaf lokantası dediğim, yemeğini ye ve çık tipi genelde çalışan kesimin öğle yemeklerinde hücum ettiği restoranlar. Bunlarda genelde teishoku denen set menüler bol miktarda bulunuyor. Ana yemek kırmızı et, tavuk, balık,domuz, vejetaryen gibi seçeneklerden biri olarak seçiliyor ve yanında Japon mutfağının olmazsa olmazları pilav, miso çorbası, salata ve Japon turşuları ile servis ediliyor. Buralarda bu set menü ücretleri 10 YTL( 700 Yen) civarında. Diğer tip restoranlar ise İzakaya denen bar tipi restoranlar. Bunlar daha çok akşam rağbet görüyorlar ve çok geniş yiyecek menülerine sahipler. Buralarda yemek yanında genelde sake ve bira içiliyor ve saatlerce oturuluyor. Burada ki klasik içki mezeleri, Yakitori denen ufak parçalı tavuk pane ve salata, pilav üstü terbiye edilmiş çiğ balık suşi veya pilavsızı sashimi, ızgara balık washoku ki bunlar Japon mutfağı çeşitlerinden sayılabilir, veya  patates kızartması ve biftek gibi şeylerde yoshoku denen batı  mutfağından sayılabilir.

Ana yemeklerde ise bölgelere göre farklılıklar olsada Sukiyaki denilen soya, şeker,sake ile pişirilen ve tofu ve salata ile servis edilen biftek, Tempura denilen Japon sosları ile süslenmiş balık ve karides, Ramen denilen domuz eti soslu noodle, soba, udon denilen değişik noodle yemekleri, Unagi denen ve Japonya dışında bulamayacağınız için mutlaka denemeniz tavsiye edilen kömür ateşinde soya ve sake sürülerek pişirilen yılan balığı sayılabilir. Bunların dışında efsane olmuş bir yemek vardır ki adı Fugu’dur. 100 doları gözden çıkarıp, ölümü de göze alırsanız bu geleneksel yemeği yiyebilirsiniz. Kirpi balığından yapılan Fugu’nun zehri temizlenirken az bir miktarı da yemeğe sos olarak katılıyor. Artık aşçının azına kaldınız.

Yemekten sonra ağırlıkta çökünce gece dışarı çıkmayıp odaya çekilip erken uyuduk.Ertesi gün ilk işimiz kaldığımız otele yürüe mesafesinde olan Osako-jo yani Osaka kalesine gitmek oldu. Osako-jo 1580-1583 yılları arasında 100 bin kişi çalıştırılarak İmparator Toyotomi Hideyoshi’nin gücünün simgesi olarak granitten yapılmış. Daha sonra bir çok kez yıkılarak restore edilmiş. Son restorasyonda içine güzel birde asansör eklenmiş. Çevresinde ki park alanı, Japon mimarisinden güzel bir örnek olan ana binası ve tepesinden izlenen güzel Osaka manzarası ile ilgi çekici bir yer. Ana binanın içinde yer alan müzede ise Japon savaşçıların ilginç kıyafetlerini ve savaş malzemelerini görebilirsiniz.Giriş ücreti 600 yen.

Öğleden sonra ise dünyanın en büyük su tankına inşa edilen Osaka akvaryumunu gezmeye gittik. İnanılmaz bir yer. İmparator penguenlerden, balina köpekbalığına dev tuna balıklarından, bu dünyadan değilmiş gibi görünen devasa yengeçlere binlerce ilginç su hayvanını burada görebilirsiniz. Buraya Osaka-ko metro istasyonundan 5 dakika yürüyerek ulaşılıyor. Giriş bence biraz pahalı:2000 Yen.

Akşamüstü ise Yodoyabashi Camara denilen elektronik çarşısını gezmek üzere Umeda’ya gittik. Fiyatlar bilgisayar ve laptoplarda Türkiye’ye göre yarı yarıya, cep telefonları ise çok ucuz, Türkiye’nin 3 te biri fiyatlarda. Özellikle daha ülkemize gelmemiş teknolojide olanlar çok cazip fiyatları ile tehlike arz ediyor. Buraya giderken kredi kartını otelde bırakıp, yanınıza da fazla para almamanız gerekli yoksa dayanamaz alırsınız.

Gece ise Osaka’nın eğlence hayatı ile meşhur bölgesi Minami’yi gezdik. Yüzlerce bar, club, restoran renkli ışıklı binaları ile Las Vegas havası yaratmışlar. Yine ilginç kıyafetleri ve saç şekilleri ile Japon gençlik ise dekorasyonu tamamlıyorlar. Burada ilgimi çeken bir konu oldu. Japonya’da birçok caddede, metrolarda yani halkın zorunlu kullanım alanı olan her yerde sigara içilmesi yasak. Ama bar ve restoranların hemen hemen hepsinde içmek serbest ve içirip içirtmemek işletmecinin isteğine bırakılmış ve müşteride bunu bilerek seçim yapıyor. Sigara satan yer bulmakta zorlandığınız, makinelerden satılan sigarayı alabilmek için 18 yaşından büyük olduğunuzu gösteren kartı geçirmeniz gereken bir ülkede bu uygulamada incelenmesi gereken bir durum.

Yorgun bir şekilde otele döndük. Ertesi günkü planımız Tokyo’ya geçmek.

1 Comment

  1. Mayıs ayında Japonya ya iki haftalığına gitmeyi planlıyordum. Yazınızı okudum benim için çok yararlı bilgileri içeriyor. Teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: