Pages Menu
TwitterFacebook
Categories Menu

- Gezgin: - Şub 17, 2008 Konu: Güney Amerika | 0 yorum

Kolombiya Gezisi

Kolombiya Gezisi

 

17.02.2008  Bogota – Kolombiya
Paraguay’ın da vizeyi kaldırması ile Latin Amerika ülkelerinden bir tek Peru kaldı vize alınması gereken. Orta Amerika’da ise bir tek Panama var. Bu iki ülke ile sorunlarımız ne aşamada bilmiyorum ama yakında onlarında kaldırmalarını temenni ediyorum. Bogota’da önce Meksika konsolosluğuna gittik, dedik biz ülkenizi gezmek istiyoruz. Peki nerelisiniz? Türküz, Bir soralım. Maalesef size hiç bir şekilde vize veremeyiz. Napalım, canınız sağolsun.. Sonra Panama Konsolosluğuna gittik. Konsolos 3 hafta sürer gizli servis sizi araştıracak sonra alabilirisiniz demez mi? Peki Panama’ya da gitmeyiz tonla ülke var zaten Orta Amerika’da dedik. Küba Konsolosluğuna gittik. Pasaport ve otel rezervasyonu gerekiyor. Peki gittik hostelbookers.com dan Casa de Martha isimli bir hostele yer ayırttık. Getirdik pasaportla birlikte konsolosluktaki kadına verdik. Yok bunda Casa yazıyor,otel olacak, evde mi kalacaksınız,ben size bir kart vereyim gidin o otele yer ayırtın(ben de avantamı alayım) dedi ve bizim hostelin adını beğenmedi. Gidip değiştirelim dedik ve yakınlarda bir iİnternet cafe bulduk. Adında otel lafı geçen bir hostele yer ayırtıp konsolosluğa geri geldik.2 dakikada alalım turist kartını bitsin bu çile diye düşünürken,ding dong ding dong kapıyı açan yok. Konsolosluk kapanmış, meğer öğlen 12’ye kadar açıkmış,bugün de günlerden cuma.O hırsla uzaklaştık bölgeden. Ekvador’dan alır oradan gideriz dedik. Bu yüzden Paraguay ile başladım yazıya, vizeyi kaldırdığı için gezinin sonunda 1 hafta yaratıp mutlaka gideceğim.
Neyse ki çok güzel bir ülkedeyiz. Bu ülkede eğer güvenlik sorunu tam sağlana bilse idi galiba Kolombiya Güney Amerika’nın en gözde ülkesi, başkenti Bogota’da turizm merkezi olurdu. Böyle bir ülkenin adı anıldı mı herkesin aklına öncelikle kokain,gerillalar,mafya,Pablo Escobar,Andres Escobar gibi şeyler geliyor. Eğer güvenlik sağlansa galiba öncelikle güzel kahvesi, salsası, Gabriel Garcia Marquez’i, güzel kızları, barları, amazonları, pasifik sahilleri konuşulurdu. Biz bu ikinci kısma konsantre olup son günlerde azalan gerilla faaliyetlerine ve suç örgütlerine pek rastlamamayı umalım.

Kolombiya denince akla gelen şeyler


Kokain
Kokainin tarihi binlerce yıl önce And dağlarında kullanımından günümüze kadar uzanıyor.
Bolivya’da yükseklik hastalığına iyi geldiği için bol bol emdiğimiz koka bitkisinin işlenmesi ile yapılıyor.Dünyadaki en büyük üreticisi Kolombiya ve sektörün yaklaşık yüzde seksenini elinde tutuyor.Kokain denemek için başta İngiliz gençler olmak üzere buraya gelen gezginlerde bir hayli fazla.Hatta bunlardan buraya yerleşip yaşayanlarıda var. Onlara göre kendinizi rahat ve mutlu hissetmenizi sağlıyor ve bağımlılık yapmıyor, benim kanaatim ise istedikleri zaman bırakamayacakları ya da hiç bırakmak istemeyecekleri yönünde..Amerika’da gramı 100 $ dan satılan bu meretin burada gramı 4 $. Gelişmiş ülkelerde ayık ve zinde tuttuğu için yorucu işlerde sık sık kullanılıyor.
Gerillalar ve Paramiliter güçler
Devletin ve toprak ağalarının desteklediği ve devlet adına illegal işleri yürüten sağcı paramiliter güçler ve solcu Kolombiya Silahlı Devrim Güçleri (FARC) bu grupların başını çekiyor. Zaman zaman birbirlerine karşı ortalığı kan gölüne çevirseler de iki grupta aynı kanaldan yani kokain ticaretinden besleniyor.Solcular devrim peşinde; adam kaçırma, bombalı saldırı düzenleme gibi eylemlerle düzeni değiştirmeye çalışıyorlar.Rusya ve Küba’dan gelen yardımlar kesilince son yıllarda güçlerinin bir hayli azaldığı söyleniyor. Devletin muhalefetindeki devrimcileri yok etmek için el altından silah ve para verip desteklediği sağcı paramiliterler ise arkalarında devlet gücü ile suikastler, silahlı eylemler düzenliyorlar. Halk ise kargaşadan bıkmış artık güvenli ve huzurlu bir yaşam istiyor.
Pablo Escobar
Kolombiya’nın ikinci büyük şehri olan Medellin’in fakir ailelerin yaşadığı barriolarında büyüyen Pablo araba hırsızlığı ile başladığı illegal işlerden dünya kokain kartelinin başına kadar yükselmiş. Forbes dergisi 1988 yılında Pablo Escobar’ı dünyanın en zengin 7. adamı olarak göstermiş.Escobar hayatında bırakın kokaini hiç sigara bile kullanmamış.Kokainden kazandığı paralarla fakir halka evler yaptırmış, yardımlarda bulunmuş. Doğduğu şehir Medellin’e metro,okullar, hastaneler, stadyum,parklar gibi bir çok yatırım yapmış. Bu yaptıkları ile bir anda halkın gözünde kahraman olmuş.
Diğer taraftan ise kendini yakalamaya veya yargılamaya çalışan polis ve hakimleri öldürtmek için fakir mahallelerden topladığı gençleri sicario (kiralık katil) olarak yetiştiriyor. Ve bu yolla binlerce insan öldürülüyor.Kendisine af çıkarılması karşılığında ülkenin dış borcunu kapatma vaati ile, meclise girdiği kısa sürede kokain ticaretinin serbest bırakılmasını talep etmesi ile, hükümete Amerika’nın yaptığı baskıların artması ile hapise girmeyi kabul edip kendi yaptırdığı 5 yıldızlı hapishanede tek başına yatması ile ilginç bir karakter.Fakat işler hapishaneden de tıkır tıkır yürüyünce Amerika iadesini ister ve bunu duyan Escobar hapisten kaçar.Ne kaçış olmuştur ama; açın kapıları ben kaçmaya karar verdim. 1993 yılında düzenlenen bir operasyonla öldürülür. Kimine göre bir kahraman yok olur kimine göre bir cani ama bizim gözlemimiz halen Kolombiya’da pek cani sınıfına sokulmadığı.
Andres Escobar
Amerika’da düzenlenen Dünya Futbol Şampiyonasında sükse yaratan ve Güney Amerika’nın yeni Brezilyası denen Kolombiya Milli takımının defans oyuncusu olan Andres Escobar ABD ile oynanan çeyrek finale çıkma mücadelesinde kendi kalesine gol atarak takımının elenmesine sebep oldu. Futbol hatalar oyunudur olur böyle şeyler diye düşünen Andres 3 kuruşa adam öldüren sicarioların bulunduğu Medellin’de kimbilir kimin kiraladığı bir kurşunla bir hataya kurban gitti.
Salsa
Karayipler kökenli bir müzik türü sayılsa da Küba müzik türlerini tanımlama amaçlıda kullanılır. İspanyolcada sos anlamına gelen Salsa karayiplerden Güney Amerik’ya sarkmış ve Kolombiya’da belki de Karayipler’den daha çok sahiplenilmiş.Bütün barlar Salsa yapan insanlarla dolu.
Ve tabi ki Gabriel Garcia Marquez
Bununla beraber, kuşkuya, yağmaya ve terkedilmişliğe karşı, yanıtımız yaşam’dır. Ne tufanlar, ne salgınlar, ne açlıklar, ne felaketler, ne de yüzyıllar boyu birbirini izleyen sonu gelmez savaşlar, yaşamın ölüm karşısındaki dayanıklı üstünlüğünü kırmayı başarabildi. Hep büyüyen, hep hızlanan bir üstünlük; her yıl, yeni doğanların sayısı, ölenlerinkinden yetmiş dört milyon daha çok; New York’un nüfusunu yedi ile çarparak çoğaltacak denli yeni insan doğuyor her yıl. Çoğu, en yoksul ülkelerde dünyaya geliyorlar ve bu ülkeler arasında elbette Latin Amerika ülkeleri de var. Buna karşılık, en gelişmiş ülkeler, yalnız bugüne dek varolmuş tüm insanları değil, ama bu kısmetsizlikler gezegeninden gelip geçmiş canlı yaratıklann tümünü yüz kez kül etmeye yetecek bir yoketme gücünü biriktirmeyi başardılar.” Böyle diyor Latin Amerika’nın yalnızlığı adını verdiği Nobel konuşmasında Kolombiyalı yazar Marquez. Umarız Kartegene’deki evini ziyaret eder tekrar notlarımızda yer veririz.
Yolculuğumuz ise şöyle devam etti. Iquitos’tan sonra bir gece Leticia’da konakladık, ardından bu Bogota’da da 4. gecemizdeyiz.

.
İquitos-Leticia yolculuğu
İquitos’tan biletini 8 saatte ulaşacaksınız deyip sattıkları hızlı tekne ile 11 saatte Santa Rosa’ya vardık. Yolda iki kere teknenin motoru bozuldu ama bu aralar kafa dinlemek için ilaç gibi geldi. Motorun sesi ve onu bastırmak için sonuna kadar açılan müziklerle kafa şişiyor.Yolda verilen kahvaltı ve öğle yemeği ise gayet güzeldi. Santa Rosa Peru’nun Amazon üzerindeki sınır kasabası.Santa Rosa’dan nehrin hemen karşısındaki şehrin yarısı Kolombiya’nın Leticia’sı diğer yarısı ise Brezilya’nın Tabatinga’sı. Bu üç kasaba arasında sınır bulunmuyor.Giriş çıkış işlemlerini Polis karakoluna gidip kendiniz hallediyorsunuz. Hemen Leticia’ya geçmek istediğimiz için Santa Rosa imigrasyon bürosundan çıkış mühürlerimizi vurdurduk. Bu arada hep dikkat ettiğim arrival kağıdımı kaybettiğim için İquitos’ta 14 dolar ceza ödeyip bir sürüde bürokratik işlemle uğraştım. Sonra yeni bir kağıt verdiler.Onunla çıkış yaptım. Kolombiya sınırlarının hepsinde giriş ve çıkışta neden,niçin gibi bir çok soru ile karşılaşmak çok doğal. Sonuçta dünya üzerinde kullanılan kokainin yüzde sekseni bu ülkeden çıkıyor.Bizde bu soruları cevaplayıp ufak bir tekneye 5 soles ödeyerek karşıya Leticia’ya geçtik.
Leticia
Kolombiya Amazonlarını gezmek isteyenler için burası ana kamp niteliğinde.Kalacak yer açısından fazla zengin değil ama bize yardımcı olan bir adamın sayesinde bulunabilecek en iyi hosteli bulduk. 17 yıl Belçika ve İsveç’te yaşamış, gene Belçika’da Louven Üniversitesinde felsefe okumuş, Türkiye dahil bir çok ülkeyi gezmiş ve sonunda kendi ülkesine Kolombiya’ya Amazonlara kaçıp evinin bir kısmına bir hostel açmış Gustavo’nun yerinde konakladık.Casa de Huespedes Guesthouse sadece 3 odadan oluşuyor.Birine biz birine de aynı tekne ile geldiğimiz isveçli arkadaşlar Biu ve Matheus yerleşti. Matheus (24) ile meslektaşız o da matematik öğretmeni , Biu(50) ise emlak acentası işletiyor. Hemen Bogota’ya uçak biletlerimizi hallettik. Her gün öğlen iki sularında uçuşu olan Aero Republica havayollarından 140 dolara Bogota’ya uçak bileti aldık. Kolombiya’ya giriş işlemleri de havaalanına kurulan ofiste hallediliyor. Acele etmenize gerek yok, uçağa binmeden 5 dakikada halletmek mümkün.
Gustava ile akşam bira içip geç saatlere kadar Kolombiya tarihi ve politik sorunlar konusunda adeta ders aldık. Muhabbet Avrupa Birliğinden Osmanlı’ya daldan dala yayıldı. Güzel insan , gerçi Kolombiya insanının bir çoğu böyle ama neden bu kadar suç var işte onu çözmek zor.Derin bir uykudan sonra sabah hostelin mutfağında yaptığımız omlet eşliğinde güzel bir kahvaltı hazırladık.Yakındaki bir internet kafede işlerimizi hallettik.Kişi başı 15000 pezos yani 7.5 dolar hostel ücretlerimizi Gustavo’ya ödedik. Yolu düşenler için hostelin adresi şöyle Carrera 7a # 9-69, Leticia. Telefonu ise 311 55391265. Taksi ile 5000 pezosa havaalanına ulaştık ve Kolombiya’ya giriş işlemlerimizi havaalanında ki imigrasyon ofisinde hallettik. Bogota’ya uçuş yaklaşık 1saat 45 dakika sürdü.
Bogota
Dağların arasından süzülüp 2700 metre yüksekte yer alan ve 7 milyon insanın yaşadığı başkent Bogota’ya indik.Son geceki muhabbetimizde Gustavo bu yüksekliğe başkent kurmanın ticari açıdan çok büyük bir hata olduğunu ve Rio,Lima,Buenos Aires,Santiago gibi önde gelen ticaret başkentlerinin hep deniz kenarında yer aldığının altını çizmişti.Bu muhabbetten yine aklımda kalan bu ülkede yerli sayısının sadece yüzde bir olduğu yani hemen hemen herkesin göçmen olduğu.Bu arada Ortadoğu ve Kuzey Afrikalı göçmenlerin hepsine Turco yani Türk deniyor. Sebebi ise zamanında buralara göç edebilmek için Türk pasaportu almaları.
Havaalanın’dan taksiye atlayıp Gustavo’nun iyi diye tavsiye ettiği Platypus Hostel’e taksiye 17.500 pezo ödeyerek geldik.Zili çaldık,bir bayan açtı.Malesef hiç yerleri yok. Bu arada İsveçli arkadaşlarla hala birlikteyiz.Baktık karşı kapıda hostel hemen zili çaldık gene bir bayan bu sefer yer var.Arkada güzel bir bahçeye çıktık ve bahçe çevresi dubleks evler. İçlerinde mutfak,banyo,tv odası,2 yatak odası,wi-fi ne ararsanız var. İyi güzel de bizim bütçe buraya yetmez,güzelde yermiş diye düşünürken fiyatı sorduk. Kişi başı 10 dolar, Hemen yerleştik. Dubleks evler 3 kişilik olduğundan Matheus ayrı bir evde kalacak iken ona da tv odasına bir yatak kurdurup aramıza aldık.Hostel La Candelaria ,Centro denilen merkezi bölgede ve Calle 16 # 2-38 adresinde yer alıyor. Çevresinde bir çok güzel restoran ve bar mevcut.
Bogota’da en başta görülmesi gereken yer tarihi bölgenin kalbi olan Simon Bolivar Meydanı ve çevresindeki güzel sokaklar. Bir gün bu sokalarda dolaştım, kafelerde bir şeyler içtim, çevredeki çarşıları gezdim. Bu meydandaki adalet sarayını gerillaların 1985 yılında ki işgalini televizyondan izlemiştim. Gerillalar ile onlara taviz vermeyip saldıran ordu arasında çıkan çatışmalarda 11 yargıçta dahil 100 kişi hayatını kaybetmişti.Meydan hostelden yürüyerek 10 dakika uzaklıkta.
Müze severler için 3 önemli sayılabilecek yer var Bogota’da. Birincisi altın koleksiyonu ile ünlü ve 3000’e yakın eseri barındıran Museo del Oro. Diğeri Pablo Escobar’ın hayatını ve öldürülüş hikayesini anlatan Polis Müzesi. Ve son olarakta Museo Arqueologico. Bu tür konumlu şehirlerde illaki bulunan teleferik ile de dağdaki kiliseye çıkılarak manzara izlenebilir.
Eğlence hayatını sevenler için Bogota bir cennet.Çok fazla zengin nufusu barındıran bu şehirde onlarca dünya klasında barın ve clubın bulunduğu Zona Rosa’dan, mahalle arası halk barlarına, Salsa yapan insanlarla dolu Latino barlardan, öğrencilerle dolu onlarca heavy metal barlarına ne arasınız bulabilirsiniz.İki gece takıldık bu gece ben çıkmadım notları yazıyorum. Tulga Matheus ile birlikte yine barlara çıktı.Ama geç saatte gelirken dikkatli olmak ve asla yürümemek gerekli. Taksi burada gece güvenliğinin vazgeçilmezi. Yakın bir yerden bile gelseniz taksiye binmenizde fayda var.
10 km yol yaklaşık 4 dolar tutuyor.Geçen gece karşı hostelden bir çocuğu bar dönüşü silahlı 8 kişi soymuş.Bizim hostelde bize sürekli uyarıda bulunuyor.
Bogota’dan Medelline doğru kaçmak gerek artık.Görüşmek üzere..

22.02.2008 Cali – Kolombiya
Yavaş yavaş Ekvador sınırına doğru yaklaşıyoruz ama bizi Ekvador’dan çok haftaiçi Quito’dan uçmayı planladığımız Küba’nın heyecanı sarmaya başladı.Küba’dan sonrada Jamaika ve Orta Amerika’da renkli bir yolculuk bizi bekliyor. Küba’da haftasonu yapılacak seçimle Castro rahatsızlığı sebebiyle bir süredir yerine getiremediği başkanlık görevini kazanacak adaya devrediyor belki devir teslimde orada olacağız. Dünya tarihine adını kalın puntolarla yazdırmış bir çınarın devri kapanıyor.Yolculuğun bu kısmında gözlemlerimiz ışığında yeni dönemde Küba’yı neler bekliyor, ne umduk ne gördük, mevcut sistem devam edebilecek mi gibi sorulara yanıtlar arayacağız.Ardından ise üniversite yıllarında her şeyi bırakıp kaçmayı planladığımız ülke olan Jamaika’da hayat gerçekten o zaman düşündüğümüz gibi gül pembe mi onu göreceğiz.

Gelelim Kolombiya’ya
Kolombiya’da 1 gece Leticia,5 gece Bogota,2 gece Solento ve 2 gecede Cali’de olmak uzere 10 gece konakladık. Burdan sonra 1 gecede sınır kasabası Pasto’da kalıp kokain kaçakçılıkları ile meşhur Kolombiya-Ekvador sınırını geçmeyi planlıyoruz. Bogota’da yazdığım notlarda Kolombiya denince akla gelen şeyler diye bir bölüm yazmıştım burada unuttuğum iki şeyin, sanki alsana der gibi merkezleri olan iki şehirde konakladık. Kolombiya kahvesinin üretim merkezi olan Solento ve Chica’ları yani kızları ile meşhur Cali.

Solento
Bogota’da sabah saat 6’da kalkıp toparlandıktan sonra taksiye atlayıp otobüs terminaline gittik. Saat 7.30 da ki Armenia otobüsüne 25.000 pezosa bilet aldık.Bu arada bize ilginç gelmesine rahmen İsveçli arkadaş Matheus Kolombiya’da otobüs bileti alırken pazarlık edilmesi gerektiğini söyledi.Evet haklıydı fazla uğraşmadan 30.000 olan fiyat hemen 25.000’e düşüverdi. 5 saat sürmesini beklediğimiz yolculukta uyumayı düşünüyorduk ama işkence gibi virajlara ve dağlara birde hiç bir kurala uymayan şöför eklenince bir ralli arabasında uyumaya çalışmak gibi bir şey oldu.Ve yolculukta 8 saat sürdü.
Armania buraya yıllar önce yerleşmiş Ermenilerin kurduğu bir şehir. Güney Amerika’da Ortadoğunun bir çok ülkesinden göçmene rastlamak mümkün. Armenia terminalinden 2500 pezosa aldığımız biletle 15-20 dakikada bir kalkan minibüslere atlayıp bir saat uzaklıkta yer alan Solento’ya gittik. Solento dağlık bir arazide kurulmuş küçük şirin bir kasaba.Küçük bir yer olmasına rahmen bir çok yerde örneklerini gördüğümüz gibi geniş güzel bir meydanda minibüsten indik.Daha önceden adını duyduğumuz Plantation House Hosteli aramaya başladık. Meydandan

10 dakika kadar yürüyerek yerini bulduk. Fakat şansımıza yer yok. Orada 2 haftalığına çalışmakta olan gezgin İskoç arkadaş Eddie’nin yönlendirmesi ile meydana biraz daha yakın bir konumda olan Hostel Palmas’a geceliği 15.000 pezos’tan yerleştik.Çantaları atıp Tulga ile meydana çıktık. Meydanı kesen caddelerden birinde yer alan bir çok köy kahvesi benzeri yerden birine girip kahve ısmarladık. Gerçekten güzeldi ben pek kahve içmememe rahmen 2 fincan içtim.Ardından yine meydanda yer alan barlara uğradık. Baktık Biu’da orda ve yerel gençlerle muhabbet ediyor bizde katıldık ortama.Birer biradan sonra meydanda menüleri ağırlıklı olarak balık olan restoranlardan birinde yemek yedik. Fiyatlar Bogota’ya göre bir hayli yüksek.Bogota’da 3-4 kaptan oluşan tabildot yemekleri ortalama 4000 pezostan yerken burada bir balığa 13000 pezos verdik.(Unutanlara 1 dolar=2000 pezos). Hesabın ağırlığı yemek sonrası yol yorgunluğu ile birleşince hostele dönüp derin bir uyku çektik.
Sabah kalkıp meydanda ki kahvehane benzeri bir yerde peynirli omlet, üzeri peynirle süslenmiş sıcacık bir ekmek ve kahveden oluşan güzel kahvaltı yaptık. Ardından bugün müsait yeri olan Plantation Hostele çantalarımızı aktardık.Fiyatlar gene aynı 15.000 pezos.Eddie bize bir harita üzerinde kahve tarlalarının ve çiftliklerin yerlerini anlattı. Don Allias adında daha önce hostelde çalışmış bir çiftçinin 4000 pezos karşılığında tarlasında fidandan bardağa gelene kadar kahvenin gelişimini anlattığını ve tavsiye ettiğini söyledi. Bizde oraya gitmeye karar verdik.Bir saatlik güzel manzaralar eşliğinde bir yürüyüşle Filistin ilkokulunun hemen yanında yer alan çiftliğe ulaştık.10 kişilik bir grup Don Ellias’ın peşinde tarlaya daldık. Fidan aşamasından ağaçların gelişmelerine, Arap ve Kolombiya ağaçlarının farklılıklarından toplanma aşamasına, temizlenip kurutulmasından, kavrulup öğütülmesine bütün aşamaları içeren zevkli bir gezi oldu.Gezi sonunda kavurup öğüttüğümüz kahveleri içtik.
Farklı bir güzergahı izleyerek dönerken aynı grupta yer alan iki Arjantinli arkadaşla muhabbet ettik. Bu akşam Cali şehrine geçeceklerini ve Patrik’in doğum gününü kutlayacaklarını söylediler. İlerde yapmayı düşündükleri Transsibirya yolculuğu üzerine tavsiyelerde bulundum. Muhabbette güzel olunca bizde onlara katılmaya karar verdik. Şehre dönüp meydanda bütün grup birlikte yemek yedik. Ardından Şili’de öğretmenlik yapan İngiliz arkadaş ve Brezilyalı kız arkaadaşı yerel bir spor olan Tajo oynanan bir bardan söz etti.Hep birlikte oraya geçtik. Kasabanın bütün gençleri orada ve hararetli bir yarışma yapılıyor. Yaklaşık 30 metre uzaklıktan demirden yapılmış ufak diskler diğer uçta yer alan bir metre karelik platforma yerleştirilen muska şeklinde kağıda sarılı patlayıcıyı patlatmak için fırlatılıyor.Bu işte ustalaştıkları kesin isbetli olmayan atışlar bile hedefe çok yakın düşüyor. Yan tarafa çocuklar için yapılan yaklaşık 10 metreden atış yapılan ve daha küçük disklerle oynanan pistte Tulga ve Matheus ile bende bir süre oynadım. Hiç kolay değil.
Çantaları toparlayıp hostelden check out yaptık ve yolda karşımıza çıkan Armenia otobüsüne atladık.Armenia terminalinde Arjantinli arkadaşlar ana dillerinininde sayesinde şirketler arasında sıkı bir pazarlık turu yaptılar.Duvarda 40.000 pezos yazan Cali otobüsü fiyatını 10 dakikada 17.500’e kadar indirttiler. Bizde bu sayede bir hayli kar ettik.

Cali
Uyuklayarak geçen 3 saatlik yolculukla gece 10 gibi Cali otogarına indik.Bu seferde taksilerle sıkı bir pazarlıkla 5000 pezosa İguana Hostele geldik. Bu hostelde rehber kitaplarda baş sıralarda yer alıyor ve tabiki işletmecisi yine bir Avrupalı, İsviçreli. İngiliz işletmeci Paul’un Plantation House’unda yaşadığımız olayın aynısı oldu ve yer yok. gene başka bir yere yönlendirme ile bir sokak aşağıda yer alan Hostel Sartor’a yerleştik.Duş ve tuvalet içeren iki kişilik odalar kişi başı 20.000, tek kişilik ortak duşlu odalar ise 13.000 pezos.Arjantinli arkadaşlar Diego ve Patrik tek kişilik odalara biz iki kişiliğe yerleşip gece yarısına doğru doğumgünü kutlaması için 6. caddede bir bara gittik. Diego Politika, Patrik Ekonomi eğitimi aldıkları için muhabbet dünya politikalarına, medyaya,Türkiye Arjantin benzerliklerine sürüklendi ve gece geç saatlere kadar içildi.Bir salsa barınada da son biralar içilip hostele dönüldü.
Ertesi gün Arjantililer Lima’dan 8 gün sonra kalkacak uçaklarını yakalayacakları için hemen Quito’ya doğru yola çıktılar. Biz eski şehrin bulunduğu kısmı gezdik. Pek fazla görülecek birşey yok bir iki tarihi kilise dışında.Burada bulunan ve çoğunluğu İngiliz olan kitle ise gece hayatına takılmak ve Kolombiya’da her yerde duyabileceğiniz kolay Cali kızları için buradalar.Sexta caddesi denilen 6. caddede bir çok bar bulunuyor,yan sokaklarında ise onlarca travesti ve fahişe cirit atıyor.Ben burada eğelencenin e’sini göremedim,6. caddede boş barların önünde içerde solos chicas (yalnız kız) var abi tadında çığırtkanlık yapan tiplerden gına geldi. Akşamları büyük süpermarketler bile kapıları kitleyip vezne benzeri döner bir camdan bir tarafa parayı koyup döndürüp diğer taraftan isteğini arayıp bulup getirip döner alete koyuyorlar.Komedi. Peynir istiyorsun 10 çeşitten hangisini istediğini bulana kadar adam 1 km yol yapıyor. Madem bu kadar tehlike var kapat akşamları.Öğlen Shawarma yazan bir yerde döner yiyelim dedik dönerin ateşi yanmıyor et soğuk, sabah bir çevirmiş saatte birde 2 dakika yakıp çeviriyor galiba. Yemeden attık çöpe.Bu arada yağmurda her gün mesaisini aksatmadan sürdürüyor.
Eski şehrin olduğu mahallede dolanırken ortalama 60 yaşın içtiği 4 masalı ufak eski bir meyhane bulduk.Masalardakiler hemen bizi muhabbete aldılar. Sıcak güzel insanlar. Kahvelerimizi içip muhabbet ettik. Duvarlarda yer alan eski fotoğraflara baktık.Birde slogan asılı idi ki çok hoşuma gitti.’Donde estan tus amigos,esta tu tierra.’ Arkadaşların neredeyse vatanın oradadır.
Birazdan sınır kasabası Pasto’ya doğru 12 saatlik bir yolculuğa çıkacağız.Bakalım terminalde Arjantinliler kadar pazarlık yapabilecekmiyiz.Uyku bastırdı ama saat sabah 6 da çıkmak için uyumayalım dedik. Daha 3 saat var. Herkese çok selamlar.

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: