Pages Menu
TwitterFacebook
Categories Menu

- Gezgin: - Oca 11, 2008 Konu: Güney Amerika | 0 yorum

Şili Gezisi – 11.01.2008

Şili Gezisi – 11.01.2008

11.01.2008 Punto Arenas – Şili

Gitmeden ‘I survived W trekking’ t-shirt’lerini görüp, abartmışlar diye düşünmüştüm. Ama trekking sonrasında bir şeyi başarmanın tadı ancak bu kadar yaşanabilir.70 km yol, herkeste ortalama 15-20 kilo arası yük, onlarca dağ geçişi, yağmur,çamur,bataklık,ayakta zor durabildiğiniz sertlikte rüzgar,kar,dolu,uçurum,dondurucu soğuk,terleten sıcak,kurumayan elbiseler,ıslak uyku tulumları daha bir trekking’i survivor haline getirebilecek onlarca şey bu 70 km’de yaşanıyor.Peki bunlar için mi bu kadar insan (hatta bir Çek çocukla tanıştık sadece bu trekking’i yapmak için 8 günlüğüne gelmişti) buraya geliyor.Hayır tabi ki.Tırmanışın sonunda bir anda karşınıza çıkınca dumura uğratan Torres yani kuleler, ihtişamlı görüntüsü ve sanki ona yaklaşmanızı engellemeye çalışan rüzgarı ile French Walley ve Moreno’dan hiçte aşağı kalmayan Grey Glayzer W rotasının 3 üst uç noktası olarak baş roldeler fakat masmavi göller, bir şey haykırmak istercesine hiddetle akan şelaleler,yemyeşil ormanlar,karlı dağlar,hayvanlar,çiçekler,glayzerler,her yerden fışkıran kana kana içtiğimiz sular,güzel dostluklar,paylaşılan yemekler,gaz ocakları,sigaralar,ortak çekilen çileler,içilen içkiler..Daha çok şey yazasım var ama yaşamak en güzeli galiba.

Torres Del Paine Ulusal parkında başlıca 2 rota var. Bunlar 4-5 gün arasında yapılan W ve 8-10 gün arasında yapılan Circuit.Circuit rotası ile Torres,French Walley ve Grey Glayzer’in çevrelerinden dolaşıldığı için bütün açıları ile bu güzellikleri görmek mümkün oluyor. Ama rehbersiz veya tek yapmaya kalkmak çok tehlikeli. 4. gün Çek arkadaşı gördüğümüzde bir gece az daha donmak üzere olduğunu söyledi.O da çadırı olmadan bu işe kalkışarak biraz uçmuştu tabi ki.

Puerto Natales

Ushuaia’dan kurtulup 16 saatte Puerto Natales’e ulaştık. Fransız arkadaşlar Raphael,Micheal ve Marrie ile bulaşmak için sözleştiğimiz yer olan Hostel Paulette’e gittik. Onlar gelip yerleşmişler bize de 2 kişilik yer ayırmışlardı.Bu küçük kasabada Esmeralda caddesi üzerinde yer alan bu hostele bir geceliğine kahvaltı dahil 10 dolar ödedik. Sabah çok iş olduğu için birer sandiviç ile akşam yemeğini geçiştirip uyuduk.

Torres Del Paine Ulusal Parkı

1.gün

Sabah 8.00, 10.30 ve öğleden sonra 14.30 da olmak üzere parka 3 otobüs kalkıyor. Biz market alışverişi yapmamız gerektiği için öğlen arabasına 10 bin pezos yani 20 dolardan gidiş dönüş bilet aldık. Fransızlar akşamdan aldıkları için 10.30 arabası ile gittiler. Saat 10’da açılan super marketten 70 dolar ödeyerek çorba, makarna, pilav, çukulata, kahve, çay, kaşar, salam, ekmek başta olmak üzere 4 gün 2 kişiye yetecek kadar malzeme aldık. Geceliği toplam 19 dolardan 2 kişilik çadır, 2 uyku tulumu, 2 mat kiraladık. Başka bir dükkandan ise tabak,çatal,kaşık,kupa gibi kampta lazım olacak eksikleri tamamladık.Aynen Barış Akkiriş’in anlattığı gibi maliyetler göz önüne alınırsa dağlarda çadırda kalmak burada bir hayli pahalı.Fransızlar da olduğu için gazlı ocak almadık ama onun yerine ekstradan bir şişe şarap attık çantaya.

Park girişine toprak yolda hoplaya zıplaya 2 saatte ulaştık. Gene pamuk eller cebe, giriş ücreti 30 dolar.2 dolarda kapıdan trekkingin başlama noktasına giden minibüse ödeyip rahatladık. W rotasının Torrelerin bulunduğu kolunun ortalarında yer alan Chilone kampına ilk yarısı tırmanış sonrası iniş yaklaşık 2.5 saatte ulaştık. Hava çok güzel olduğu için neşeler yerinde idi. Fransızlar 4 km uzaktaki torreleri görüp gelmişlerdi.Saat 8’i geçtiği için yarın gideriz deyip çadırımızı kurduk.Kamp yerinde büyük ahşap bir ev var. Burada gecesi 40 dolar, yemeklerle 80 dolardan tuzlu trekking’çiler konaklıyor. Bizde aralarından geçip restoranın tuvalet ve banyosunu kullanıyoruz. Hemen arkada ki ormana çadır kurduğumuz için ise bu evin işletmecisine 7 dolar ödüyoruz.Hiç adil değil.

2. gün

Daha ilk gece sanki hoş geldiniz der gibi sabaha kadar hiç durmadan yağmur yağdı. Akşamki güzel havaya aldanıp önlemleri sıkı sıkı almadığımız için eşyaların yarısı,uyku tulumları ıslandı. Moralsiz başladık güne.Hava kapalı olunca öğlene kadar çay ,kahve içip bekledik Torre’lere gitmek için. Saat 1 gibi 4 km’lik yolu son 1 saati hayli zor 2.5 saatte alarak ulaştık izleme noktasına. 3 saat kadar bulutların izin verdiği ölçüde görebildik ama bir önceki günkü netlik yoktu.Akşama doğru çıkan güneşte ıslanan eşyaları kurutmaya çalıştık.

3. gün

Gece yine yağmur yağdı ama bu sefer gardımızı almıştık. Fazla hasarsız sabah saat 7 gibi kalkıp çadırları ve eşyaları topladık.Kampinge hiç bir şey ödemeden yola koyulduk. Bir kaç kez tuvaleti bir kezde duşu kullanmıştık, oda onlardan oluversin artık. Fransız Vadisine yaklaşık 22 km yolu 7 saatte yürüdük. Çantalarla canımız çıktı. Bu dağ son olur diye çıktık her birine ama yenisi çıktı hemen ardından,bir yağmur ki sanki yüzüne buz gibi su atarcasına, hemen ardına bir güneş ki tişört bile fazla geliyordu.Vadiye varmamızdan önceki son bir saati hiç unutmayacağım. Ben artık adım atamayacak haldeyken sırtında 15 kilo yükle Yekta kendini o kadar zorladı ki artık balon gibi olan dizinin yan tarafı iş görmez hale gelmişti.Üstüne yağmurla karışık buz gibi esen, yürümenize izin vermeyen rüzgarda başlayınca son anlar kabus gibi oldu.

Fransız vadisinin girişinde sert rüzgardan kafanızı kaldırabilir ve yukarı bakabilirseniz kar ve buzla kaplı heybetli bir dağ çok yakınınızda size bakıyor, eteklerinden ise gürül gürül bir dere akıyor.Vadinin az içinde sık ve yüksek ağaçlarla kaplı İtalyan kampı sert doğa koşullarından korunmuş.Bu kampta sadece çadırcılar var ve ücretsiz.Vadinin çok gizemli bir havası var ki insan kendini korku tünelinde gibi hissediyor.

Çadırı kurduk. Artık yürüyemez hale gelen Yekta hemen bir şeyler atıştırıp dizini dinlendirmek için yattı.Bizde gazımız bittiği için yasak olmasına rağmen dere kenarında keskin rüzgar ve yağmur altında ateş yakmayı becerip, pilav yaptık.Artık kuru hiç bir şeyim kalmamıştı.Gece yağan yağmur ağaçlar koruduğu için pek etkilemedi ama rüzgar inanılmazdı. Sanki çadırı formula 1 pistinin yanına kurmuşuz ve sıra sıra arabalar geçiyormuş hissi veriyordu.

4. gün

Sabah Campo Grande’ye doğru yola çıktık. Yekta artık dizini bükmeden yürümeye çalışıyordu.Fazla hızlı hareket etmeden yavaş yavaş yürüdük. Yolda italyan bir çiftte Yekta’ya kampta verirsin diye iki baton verince yürümesi biraz daha kolay oldu.Campo Grande’de öğleden sonra Yekta çadırcılar için yapılmış mutfakta dinlenirken Fransızlar ve bende Grey Glayzer’e uzun bir yürüyüş yapıp geldik.Artık derman denen şeyden eser kalmamıştı. Saat 18.30 ‘daki son katamaran ve ardından otobüsle Puerto Natales’e döndük.

Hostel Paulette’te yer olmadığı için karşısında yer alan Casa Teresa’da konakladık. Teresa çok tatlı bir teyze. Çok memnun kaldık.Puerto Natales ufak bir yer, o yüzden boş bir gün geçmek bilmiyor. Artık güney yolculuğunu tamamlayacağımız yer olan Punto Arenas’tayız.Otobusle yaklaşık 80 saat süren Santiago’ya bu sefer uçarak dönüyoruz.200 dolar ödedik ama heralde otobüsler daha fazla tutardı.Daha sonra otobüsle San Pedro de Atacama ve Uyuni ile başlayarak kuzeye yöneleceğiz.
İki yıl önce Barış’ın notlarında severek okuduğumuz bir kısım ile bu yazıyı bitireyim..Herkese selamlar…bilgi@varunacafe.com…Murat ve Yekta..

Torres del Paine’in en guzel yonlerinden biri de dogal hayati, tabii en ozeli ise Puma’lar!! Tabii ki Puma falan goremedim; ama parkin kapisindaki ‘Puma Talimatnamesi’ cok hosuma gitti; birgun Puma gorurseniz sizin de isinize yarar!
1) En onemli kural: Pumayla hic karsilasmamak! Buyuk sans(sizlik?) sonucu Puma gordunuzse (ve o daha sizi gormediyse) hemen -yavas yavas- oradan uzaklasin! Yok o da sizi gordu, okumaya devam edin…
2) Oldugunuz yerde durun, pumanin gozlerine bakin; sakin arkanizi donup kacmaya baslamayin!Oldugunuzdan buyuk gorunmek icin montunuzu / elinizi / kolunuzu kaldirin; iyice sisinin!
3) Kafasini egmis, kulaklarini indirmis, dislerini gosterip hirlayarak size mi geliyor? ‘Hayir’sa, puma sikilana kadar 2 nolu pozisyonda devam edin. ‘Evet’se buyuk ihtimal ayvayi yediniz, okumaya devam edin!
4) Cok yaklasmis ve saldirgan tavirlar icindeyse, siz de bagirip cagirmaya baslayin, daha da sisinin; pumaya koseye sikistirildigi hissini vermemek icin gececegi bir yer birakin…Herhalde o da korkuyordur. Hala uzerinize dogru mu geliyor? Okuyun okuyun…
5) Atlama pozisyonu aldi (kedi gibi),kuyrugunu zigzag yapiyor! Elinize tas / sopa ne bulursaniz alip firlatin! Dikkat, bu asama cok kritik, ya canini acitip kaciracaksiniz, ya da daha da sinirlendireceksiniz hehe!
6) Ilk 5 maddeyi uygulamaniza ragmen uzerinize atladi, sizi yiyecek; var gucunuzle savasin, mucadeleyi birakmayin! (Aynen boyle yaziyor!) Yani diyorlar ki aslanlar gibi savasarak yenilin bari…

 

16.01.2008 Santiago – Şİli

Kuzey yolculuğunun başlangıcı olacak Atacama ve Uyuni’ye geçmeden önce daha önce Mısır’da birlikte gezip arkadaş olduğumuz Romina ve Felipe’nin evlerinde temizlenip paklandık. Torres Del Paine’den beri ıslak kalan giyecekleri 3-4 defa yıkamak gerekti. Sağolsun Romina’nın annesi İris çok uğraştı elbiselerimizle. 5 gündür buradayız ve rahata çok alıştık. Çöllere adapte olmak biraz zor olacak ama yollarıda özledik. Kurtlar oynaşmaya başlıyor bir yerde uzun süre kalınca.

Bu sürede bol bol yol notları okudum. Barış’ı, Cüneyt’i, Arzu’yu ve Özlem’i zaten ezberledim okuya okuya. Cem Atacık ve Osman Demirağ’ın notlarınıda okudum.Guney Amerika’dan sıkılınca Meltem Yaşar’ın son Kenya gezisine geçtim, Arzu’nun uzakdoğu yolculuğuna takıldım, Özlem’in Fas ve Çıldır gölü yazılarına baktım. Eskişehir’den de bir çok öğrenci yarı tatilde Mısır, Suriye, Ürdün rotasına gidiyor. Bunları duydukça mutlu oluyoruz.

Pasaport haberine de sevindim artık bizimde kolay anlaşılabilir bir pasaportumuz olacak. İnşallah!! 2008 de dağıtacaklarmış yenilerini ve 5-6 Avrupa ülkesinin pasaportlarında inceleme yapılıp belirlenmiş. Gerçi incelemeye gerek yok sadece numara, geçerlilik süresi,dogum tarihi,isim gibi şeyleri aynı sayfaya toplasalar biz bu çileden kurtuluruz. Her sınırda her uçağa binerken. Numara nerede şurda, geçerlilik süresi arka sayfada, doğum tarihi bir önceki sayfada, hem bize hemde memurlara çile oluyor.

Bir de sigara haberi vardı. O da kısa sürede uygulanır inşallah. Direnenler olacaktır ama dünyada belki bizle birlikte 1-2 ülke kaldı bu çağ dışı uygulamayı sürdüren. Biz de sigara kullanıyoruz ama bahçeye ya da kapı önüne çıkıp içip geliyoruz. Duman altında kalmak günde 1 paket sigara içmekten çok çok daha tehlikeli. Umarım kısa sürede alışılır bizde de bu uygulamaya ve cezalar sıkı uygulanır.

Çantalar toplandı..Bir veda yemeği var birazdan bizim için hazırlanan. Santiago’da ki bütün arkadaşlara sonsuz teşekkürler buradan, umarım hep mutlu olurlar.

Murat ve Yekta

 

21.01.2008 Uyuni – Bolivya

5 gündür çöllerde geziyoruz. Önce kuzey Şili’de ki Atacama çölünü daha sonra ise Bolivya tarafında ki Uyuni çölünü gezdik. Modern dünyadan çok uzak buralar, kerpiç evler,toprak yollar,yerel kıyafetli insanlar,3000-5000 metre arası yükseklikte yaşam, sonsuz, ıssız, ürkütücü çöller. Gezerken modern dünyadan ne kadar uzaklaşırsak günlerimiz de o kadar dolu ve tatmin edici geçiyor. Yine bu son 5 gün haftalar gibi geldi.

San Pedro de Atacama

Santiago’dan otobüsle aynı fiyata gelen Aerolines del sur Havayolları’nın 105 dolarlık uçuşu ile 2 saatte Calama Havaalanı’na indik. Otobüs ile gelse idik Turbus Şirketinin direkt San Pedro’ya giden otobüsüne 100 dolar ödeyerek yaklaşık 25 saatlik bir yolculuk yapacaktık. Calama Havaalanı’ndan 100 km. uzaklıkta ki San Pedro de Atacama’ya saat başı shuttle otobusler çalışıyor. 10 dolar ödeyerek otobüse atladık.Bizi Tulga ile buluşmak için anlaştığımız La Ruca Hostelin önünde indirdiler. Tulga’nın ayırdığı 3 kişilik odaya eşyalarımızı atıp, hep birlikte kasabanın sokaklarına daldık. Tek katlı çoğu kerpiçten evler ve turistlerle dolu toprak sokaklar.

Kasaba’daki evlerin hemen hemen hepsi hostel işi yapıyor ve buna rağmen kalacak yer bulmak çok zor. Bu yoğunluk fiyatlara da yansımış. Biz gayet basit döşeli 3 kişilik odaya 55 dolar ödedik. Yani kişi başı 18 dolar düştü. Kerpiç evlerin bir çoğuna da güzel restoranlar, hediyelik eşyacılar, barlar, internet cafeler yapılmış.Bütçe disiplinini burada hiç bozmadık.Bütün yemeklerimizi marketten alışveriş yaparak hostelde yaptık.Ucuz yemek arayanlar için ise hazır kızartılmış tavuk satan Chicken Shop’u öneririz.Bu kasaba da adres vermeye gerek yok çünkü topu topu 3 cadde yada sokak var birbirine paralel.Bunlardan Caracoles ana cadde. Bizde burda yer alan acentelerden biri olan Colque’den 2 tur satın aldık. İlki çevredeki gezilecek yerleri kapsayan günlük tur ki buna 10 dolar ödedik. Diğeri ise 3 günlük Uyuni turu, buna da her şey dahil 90’ar dolar ödedik.

San Pedro de Atacama Çevresi

Bu gezide başlıca görülecek yerler ‘Valle de Muerte’ ve ‘Valle de la Luna’ yani Ölüm ve Ay vadileri. Ölüm vadisinin girişinde otobüs bizi 1 saat sonra diğer ucundan almak üzere bıraktı.Vadinin fiziki yapısı çok etkileyici. İlk kısmında dar bir geçitten geçiliyor.Sonra insanların Sand Boarding yapmak için geldikleri ince kumla kaplı eğimli bir araziye ulaşılıyor. Denemedik ama eğlenceli bir spora benziyordu.Kaymak bir yana dengenizi kaybedip kumlarda aşağı yuvarlanmak bile zevkli olsa gerek. Vadiyi bisikletlerle geçenleri görünce 2. gün bizde bisiklet kiralama kararı aldık. Son kısım yine değişik kayalarla süslü bir geçit.

Ay vadisine bu ismin veriliş nedeni yüzey şekli olarak dünyada ay yüzeyine en benzer yer olması. Vadiye giriş ücreti olarak 4 dolar ödedik. Önce eskiden tuz madenlerinin yer aldığı ve sanki kırağı düşmüş gibi yer yer beyaz renklere bürünmüş bir bölgeyi gezdik. Mağaralara girip tuz kristallerini gördük. Buralarda yürürken sanki gerçek değilmişte bir film setinde yürüyormuşum gibi hissettim.
Buradan şekil olarak Anfi tiyatro şekline benzeyen neredeyse bir stadyum büyüklüğünde ki kayaya uğrayarak fotoğraflar çektik. En son ise bütün vadiyi izleyebildiğiniz bir tepeden gün batımını seyrettik.

Tur sırasında yine toprakta bulunan minerallerden dolayı fiziki olarak değişik yapı ve renklere bürünmüş bir iki yere daha uğradık. 10 dolarlık fiyatla gayet doyurucu bir gezi oldu.Bu çevrede görmek istediğimiz bir de Gayzer vardı ama yolda ki çökme yüzünden ulaşmak imkansız olunca gidemedik.

İlk gün akşamı hostelde takıldık.Kalanlar Fransız ve Hollandalı yoğunlukta idi. La Ruca’nın geniş bir bahçesi ve bahçeye bakan odaları var. Makarnamızı ve salatamızı hazırladık. Yanına da hazır tavuklardan alınca güzel bir ziyafet oldu. Meyvalarımızı da yedikten sonra biralarımızı açtık.İyice yorgunluk çökmüştü.Geç saatlerde yine yağmur başladı. Dünyanın en kuru çölü olarak ün yapan bir yerde 2 gün üst üste yağmur yağıyordu. Galiba bereketli geldik.Ama yollar toprak olunca da yağmur pek hayırlı olmuyor tabi ki.

Bisiklet gezisi

Sabah saat 8’de kalkıp bisikletlerimizi kiraladık.Birde çevreyi gösteren bir harita edinip yollara düştük.Tabi 2800 metre yüksekte olduğumuzu hesaba katmamıştık. Kasaba çıkışında ki ilk bayırda dilimiz dışarı çıkmaya başladı.Oksijen azlığı nefes almayı zorlaştırıyor, insanın içinde sanki canı çok sıkkınmış gibi daral hissi yaratıyor. Zor da olsa Catarpe’nin İnka kalıntılarının bulunduğu bölgeye ulaştık. İnka başlarının fotoğraflarını çektik. Arkeolojik bölgenin içlerine doğru ilerlerken çamur akan bir kısmı bataklık geniş bir nehir çıktı karşımıza. Tulga ve ben bisikletlerle daldık nehre, biraz zorda olsa geçtik. Yekta ise nehir kenarında bekledi bizi. Öğlen saat 2 gibi hostele döndük. Bir hayli yorulmuştuk. Aslında öğleden sonra için planımız bisikletlerle sınırı geçerek göl kenarına gitmekti. Ama sıcak öyle yakıcı idi ki bir siesta iyi gelir deyip uzandık. Uyandığımızda hava kararmak üzere idi. Gidip ancak bisikletleri teslim edebildik.

Gene güzel bir akşam yemeği hazırladık kendimize.Yemek sonrası ise Hollandalıların ve Estonyalı bir kızın bulunduğu grupla Avrupa birliği, Politika, dünya düzeni üzerine muhabbete daldık. Tabi ki böyle durumlarda her zaman olduğu gibi bu muhabbete biralar yeterli olmadı ve gece saat 12 gibi ana cadde üzerinde ki bir bara gittik.Barıda kapatıp hostelin bahçesinde bir süre daha muhabbet ettikten sonra tartışmalardan yorgun düşüp uyuduk.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: