Pages Menu
TwitterFacebook
Categories Menu

- Gezgin: - Eki 4, 2013 Konu: Güney Amerika | 0 yorum

Şili Gezisi – 23.12.2007

Şili Gezisi – 23.12.2007

23-12-2007 Osorno – Şili

Buenos Aires’ten Santiago de Chile’ye Voegol Airlines’ın budget uçuşlarından birinden 110 dolara aldığımız bilet ile 3 saatte ulaştık. Otobüs ile 30 saat süren yolculukta And dağlarını yakından görmek mümkün ama bizde bu muhteşem dağları gökyüzünden açık bir havada doyasıya seyrettik.Uçakla acele gitmemizin sebebi daha önce Mısır’da tanışıp birlikte seyahatlere çıktığımız Şili’li çift Romina ve Felipe’nin bizi beklemeleri idi. Bizi havaalanında karşıladılar. Şu ana kadar Santiago başta olmak üzere Valparaiso, Vina Del Mar, Pucon, Villarica,Puerto Montt,Entre Lagos ve Osorno’yu gezdik. Yarın arabayı Osorno’da bırakıp otobusle Bariloche’ye Arjantin patagonyasına geçiyoruz.

Santiago De Chile

Şili denince aklımıza Pinochet’in yaptığı kanlı darbe ile Allande’nin öldürülmesi ve acı dolu yıllar geliyor.Neruda’nın ülkesinde bugün sosyalist bir kadın lider Michelle Bachelet başkanlık koltuğunda oturuyor. Güney Amerika’nın belkide en muhafazakar ve milliyetçi ülkesi darbe yıllarını geride bırakmış yoluna devam ediyor.

Yılana benzeyen, ince uzun ilginç bir hariatası var ülkenin.Bir ucundan diğer ucu Sudan’nın başkenti Kartum’dan St. Petersburg’a kadar olan uzunluğa eşit, en geniş yeri ise sadece 200 km. Nüfusun çoğu Orta Şili diye adlandırılan başkent Santiago’nun da bulunduğu bölgede yaşıyor. Adını bir azizin isminden alan başkenti bir hafta köşe bucak gezdik.San Cristobal tepesindeki Meryem Ana heykeline teleferik ile çıkarak,her yerde bol miktarda göreceğiniz kayısıdan yapılan Mote con hesillo’dan içerek şehri tepeden seyrettik.Çevresi görkemli And dağları çevrili Başkentin puslu bir havası var.

Mercadito de Providencia’da bulunan tarihi Dona Tina Restoran’da geleneksel bir yemek olan Pastel de Chocio’dan yedik.Mutlaka bu yemeği denemenizi tavsiye ederim.Sabah kahvaltısı veya yemek önlerinde ise Empanada adı verilen ve içine değişik malzemeler konularak yapılan böreklerden yeniliyor.

Şehrin görülmesi gereken bir çok tarihi yapısı Santiago Centro denilen merkezde bulunuyor. Burada Başkanlık sarayı,Milli kütüphane,Milli tarih müzesi,Municipalidad’ın yanısıra büyük alışveriş merkezleri ve parkları gezmek mümkün. Yürüyerek eğlenceli bir gezi yapabilirsiniz.
Kırmızı ışıklarda jonglörlük yaparak para toplayan gençleri izlemekte ayrı bir zevk. Aralarında çok büyük yetenekler de var. 7 topu birden çevireni hayretle izledik.

Gece hayatını sevenler Suecia veya Vitacura caddelerinde ki sayısız barlardan birine takılabilirler. Biz Vitacura üzerinde ki Dublin ve Esquina barlara gittik ve çok memnun kaldık. Ama yine de benim tercihim hostellerinde yoğun miktarda bulunduğu Bellavista bölgesindeki sokaklara masa sandalyeler atılarak içilen salaş meyhaneler olur. Üniversiteli gençler ve gezginler burada ki müşteri kitlesini oluşturuyor. Pisco Sour ve harika Şili şaraplarını tadmadan Şİli’den ayrılmayın.

Romina,Felipe ve aileleri bizi bu bir hafta boyunca harika ağırladılar. Güzel sohbetleri, harika yemekleri ve evimizde imiş gibi hissetmemizi sağladığıkları için ne kadar teşekkür etsek az. Yola çıkacağımız için erken yapılan Christmas yemeğinde bize de hediyeler verilince çok duygulandık ve hayatımızın ilk noel hediyelerini almış olduk.

Burada da futbol çok seviliyor. Bu hafta yapılan maçlardan sonra en fazla taraftar kitlesine sahip olan Colo Colo şampiyon oldu. Sokaklarda siyah beyaz formalı insanlar kimseyi rahatsız etmeden eğlendiler.

Burada hostelde kalmadığımız için ayrıntılı bir bilgi veremiyorum.Ama 10 dolar civarında fiyatları olduğunu bir iki yere sorarak öğrendik.Gayet temiz güzel yerlerdi. Ben yine hostelbookers adresinden bakmakta fayda var derim veya lonely planet’tan. 1 dolar 480 Şİli pezosuna eşit bu günlerde, ulaşımı ise otobüs,metro veya taksimetre açan taksilerle yapmak mümkün Santiago’da.
Atatürk anısına yapılan anıtıda ziyaret etmeyi unutmadık.

Valparaiso – Vina Del Mar

Santiago’dan Pasifik kıyısındaki Vina Del Mar ve hemen yanında yer alan Valparaiso şehirlerine 120 km.’lik bir yolculukla ulaşılıyor. Buralar başkentlilerin haftasonu deniz kenarı kaçamakları için en ideal yerler.Biz de sabah gidip akşam dönerek kısa bir yolculuk yaptık. Önce Vina Del Mar’da ki Renaca Beach’e giderek pasifik dalgaları eşliğinde yürüyüş yaptık. Henüz sezon tam olarak gelmemesine rağmen yüzenler vardı ama asıl mevsimi olan ocak ve şubat aylarında kumsallar ana baba günü oluyormuş. Pasifiğin buz gibi sularına dokunmak bize yetti.

Ordan Valparaiso’ya geçtik.Aynı Buenos Aires’teki Desnivel gibi zor yer bulunan geleneksel bir restoran olan JM Cruz’a gittik.Restoranın duvarları onlarca yıllırdır gelen müşterilerin bıraktığı fotoğraf,kartvizit veya cabinizden,çantanızdan çıkacak her hangi bir şeyin yapıştırılması ile doldurulmuş. Yeni bir şey koyacak yer bulmak çok zor. Burada herkes gibi bizde Chorrilana yedik. Patates kızartması üzerine özel bir sos ve onun üzerine de et sote.Gayet lezzetli.

Karnımızı doyurduktan sonra hükümet meydanına ve bir çok hediyelik eşyacı ile Şili tarihinde çok önemli bir yere sahip olan bir savaş gemisinin bulunduğu sahile gittik.Burdan Valparaiso’da ki bir çok tepeye çıkmak üzere kullanılan bizim tünelde ki sistemin benzeri şekli ile işleyen araçlara binip tepeye çıkarak fotoğraflar çektik.

Son olarakta buraya gelince mutlaka yapılması geren Pablo Neruda’nın evini ziyarete gittik. Neruda yazıları ve şiirleri kadar faşizme karşı duruşu ve taviz vermediği komünist fikirleri ile de akıllarda yer almış bir yazar.Çek bir meslektaşından esinlenerek aldığı Neruda takma şair ismi daha sonradan yasal ismi olmuş.1970’te başbakanlığa aday gösterilmiş fakat Allende’yi desteklemeyi tercih etmiş. Fransa büyükelçiliği görevide yapan Neruda 1971’de Nobel edebiyat ödülüne layık görüldü.Darbe ile Allende’nin öldürülmesinden hemen sonra 1973 yılında kalp yetmezliğinden yaşama veda eden Neruda’nın cenazesi gayet mütevazi olmuş.Şili tariihine damgasını vuran bu dev şairin burdaki harika deniz manzarası ile Tevfik Fikret’in Aşıyan’da ki evini bana anımsatan evi ziyaretçi akınına uğruyor.

Santiago ve çevresi bitti şimdi beni yaklaştıkça heyecanlandıran Patagonya yolculuğu başlıyor. Çantalar hazırlandı,Dağlar, göller, fyordlar,volkanlar,ulusal parklar,penguenler,albatroslar, pumalar,lamalar bizi bekliyor. Herkese iyi bayramlar.Patagonya notlarında buluşmak üzere..
28.12.2007 El Calafate – Arjantin

Sao Paula’dan beri yaklaşık 9000 km karayolu ile yolculuk yaptık.Yavaş yavaş yorgunluğu üzerimize çökmeye başladı. Güneyde Antartika’ya en yakın şehir olan Ushuaia’ya doğru bir kaç saat sonra başlayacak yolculuğumuz güney yönünda son yolculuk olacak. Daha sonra 3 ay kuzeye Bolivya,Peru,Ekvador,Kolombiya üzerinden Venezuella’ya kadar sürecek uzun bir yol bizi bekliyor. Her ne kadar Arjantin, Şili ve Brezilya’ya göre biraz ucuz olsada artık bir kaç yıl önce ki ucuzluğu kalmamış. Her geçen gün fiyatlar yükseliyor.Geçen yıl 5 dolar civarı olan dorm odalar bu yıl 12 dolar civarlarına çıkmış. Otobüsler ise inanılmaz pahalı. Birazdan bineceğimiz Ushuaia otobüsü ile yapacağimiz 16 saatlik yolculuk için 60 dolar civarı bir para ödedik. Bu yüzden bir an önce Bolivya ve Peru’ya ulaşıp bütçemizi dengelememiz lazım yoksa ortalama maksimum olarak aylık 1000 dolar harcama üzerine planladığımız gezimizin sonları bir hayli sıkıntılı geçecek. Neyse ki Bolivya hala ucuz , Peru’da ise Machu Pichu turuna ödeyeceğimiz yüksek mebla dışında pek bir harcamamız olmayacak.

Patagonya tüm beklentilerime fazlası ile cevap verdi.Patagonya gezimizi iki bölüm halinde anlatacağım. İlki Kuzey Patagonya’da yer alan göller bölgesi ki burasının Şili’de merkezi Pucon Arjantin tarafında ise Bariloche.Bu bölgede bir çok göl,volkanik dağ,trekking için son derece uygun ulusal parklar,kaplıcalar bulunuyor.Yöreye özel patagonya yemekleri,her bütçeye uygun konaklama seçenekleri,ulaşım kolaylıkları burayı yerli ve yabancı turistlerin gözdesi yapmış.İkinci kısım ise Güney Patagonya. Buranın Arjantin tarafındaki gözde yerleri muhteşem Glayzer Moreno’nun bulunduğu El Calafate, dünyanın en güney şehri olarak ün yapmış Ushuaia, Fitz Roy dağı ve trekking olanakları ile El Chalten. Şili tarafında ise meşhur W trekking rotası ile Torres Del Paine, Macellan boğazı kenarındaki Punta Arenas en çok ilgi gösterilen yerler.

Santiago’dan başlayan yolculuğumuzda şu ana kadar Pucon,Puerto Montt,Entre Lagos,Osorno,Bariloche,El Calafate’de bulunduk.

Pucon

Pucon başkent Santiago’dan yaklaşık 500 km uzaklıkta gezginlerin bölgeyi gezmek için ana kamp olarak belirledikleri orta halli bir kasaba. Burada geceliği 10 dolar karşılığı Brasil caddesi 640 numarada bulunan El Casita hostele yerleştik. Güzel bir mutfağı,konuşkan bir işletmecisi var. İnternet olanakları biraz karın ağrıtsada memnun kaldık. 2-3 ay önce bir Türk çiftte aynı hostelde konaklamış.Çevrede sayısız hostel var, bir çoğu iki katlı bahçeli güzel evler.

Pucon’un çevresinde gezilip görülmesi gereken bir çok yer var. Adını muhteşem Villarica volkanik dağından alan aynı isimli kasaba ve gölde manzarının tadını çıkararak bir öğle veya akşam yemeğinizi yiyebilirsiniz. Yüzmek ve güneşlenmek isterseniz güzel plajı olan Calafquen gölüne gidebilirsiniz. İlk girişte gölün suyu biraz soğuk gelsede zamanla alışıyorsunuz.Berrak sularında yüzmek keyif verici. Kısa yürüyüşler yapmak için Ojos del Caburga şelalesi ve çevresi çok uygun.Daha önce Sibirya notlarında parmaklarınızı yalarsınız diye anlattığım smoked fish burdada gözde yemeklerden. Yerel halkın evlerinin önüne yaptıkları küçük dükkanlarda sattıkları smoked salmon balıklarından alarak göl kenarında yer alan piknik alanlarında bira ve manzara eşliğinde ucuz bir ziyafet çekmek güzel oluyor.

Pucon Volkanik dağların eteklerinde yer almasından dolayı sıcak su kaynakları ile de gözde bir mekan. Kasaba çevresinde yer alan bir çok tesiste 10 dolar civarı para ödeyerek girilen kaplıca ve spalar bulunuyor.Akşam saatleri, hatta 24 saat açık olanlarında gece saatlerinde şifalı sularda yorgunluk atmak, tesislerin sunduğu masaj olanaklarından faydalanmak mümkün. Havuzlarda suyun içerdiği minerallerden dolayı arasız 15 dakikadan fazla kalmamak ve kafanızı suyun içinde tutmamak gerekiyor.15 dakikada bir soğuk duş almanız veya hemen tesislerin yanından akan nehire dalıp çıkmanız tavsiye ediliyor.Yoksa tansiyon ve çarpıntı gibi problemler yaşanabiliyor.

Villarica Volkanik Dağı

Ve tabiki buraya her gelenin yapması gereken en önemli etkinlik uzaktan ihtişamlı görüntüsü ile karla kaplı zemininin tepesinde dumanları tüten Villarica volkanik dağının 2800 metrede yer alan zirvesine çıkmak. Tecrübeli dağcılar tura ihtiyaç duymadan kendi ekipmanları ile bu tırmanışı gerçekleştirebilirler. Kar ve buz şartlarına uygun ekipmana ve tecrübeye sahip olmak önemli. Gerekli malzemeleri kiralayacak yerlerde bulunabilir.Biz bu tecrübeye sahip olmadığımız için bir çok kişinin yaptığı gibi dağı avucunun içi gibi bilen yerel rehberlerin eşliğinde tırmanmaya karar verdik.

Bir kaç acenta gezdikten sonra Sur expediciones’ten kişi başı 80 dolara tur satın aldık. Sabah 6 gibi kalkıp sadece bir kaç yerde kullanmak için yanımızda taşıdığımız polar ve rüzgar geçirmeyen montlarımızı giyerek acentaya gittik. Yanımıza sadece su ve yiyeceği biz alıyoruz diğer bütün ekipmanı onlar sağlıyor. Önce kar botlarımızı ayak numaralarımıza göre seçtik, ayak bileklerimize botlardan dize kadar uzanan, kar suyunun girmemesi için bileklikler taktık. Yine su geçirmez pantolonlar özellikle dönüş yolculuğunda giyilmek üzere dağıtıldı, buzlanma olan yerlerde kullanmak için kramponlarımızı,kasklarımızı, çekiçlerimizi yine şirketin dağıttığı çantalara yerleştirdik.Önemli bir noktada güneş gözlüğü. Özellikle karda yapılacak tırmanışlarda mutlaka takılması gerekiyor. Olmayanlar için yine güneş gözlükleri dağıtıldı.

Dağın eteğine minibüsle giderken yaklaşık 5 saatlik bir tırmanış ve 2 saatlik bir iniş yapacağımızı öğrendik. Tabi performansa göre daha kısa sürede de yapmak mümkün.Kısa bir mesafeyi isteğe bağlı olarak teleferik ile 10 dolar ödeyerek geçebiliyorsunuz.Karlı zemine ulaşılınca kısa bir çekiç kullanma eğitimi aldık. Yüksek eğimli bir dağ olduğu için zig zag çizerek tırmanacağız. Çekiçi ise tırmanırken baton yerine, kayma düşme durumlarında ise durmak için yere saplamaya kullanacağız.
Küçük adımlarla sabırlı bir şekilde dağa tırmanmak,yorulanı lider olarak öne almak ve onun hızında ilerlemek,zor anlarda birbirine destek olmak,muhteşem manzaralarla kendini rüyada gibi hissetmek, disiplin,rehabilitasyon.. dağcılık yaşam dersi gibi.Galiba bu yüzden de bu spora ilgi her geçen gün artıyor.

Sabır dolu bir yolculukla yaklaşık 5 saatte zirveye ulaştık. Yolda 10’ar dakikalık su içmek ve bir şeyler atıştırmak için 2 kez de mola verdik.Dağın zirvesine ulaşmadan son 200-300 metre volkanik taşlarla dolu. Rüzgarın buz kesen soğukluğu yavaş yavaş yerini volkanın burnunuzun kemiğini sızlatan ılık ve keskin gazlar içeren dumanınına bırakıyor.Zirvede herkesin yüzü gülüyor,karnı acıkanlar bir şeyler atıştırıyor,hatıra fotoğrafları çekiliyor.Ama daha iniş var.Çantalardan çıkarılan su geçirmez pantolonlar ve onun üzerine ikinci kat belden dize kadar kıç bölgesini kapatan yine su geçirmez kıyafet kemerlerle bağlanıyor.Evet kıç üstü kayarak yaklaşık 5 saatte şıktığımız 6 km yolu ineceğiz. Dağın eğimi bazı yerlerde korkutucu. Bunun için yüksek hızla kayarken çekiçleri kullanarak nasıl yavaşlayacağımız, çekicin vücudumuza ve arkadan gelenlere zarar vermemesi için nasıl taşınması gerektiği konusunda kısa bir eğitim veriliyor. Volkanik kayalarla dolu kısım geçildikten sonra herkes çocukluk günlerine dönüyor.Kaymak ne kadar güzel bir şey.Ama kayma hızı çok yüksek olduğu anlarda korkmadım desem yalan olur.Bazı kısımlar çok yoğun kar olduğu için yürüyerek geçildi. Bu kısımlarda düşe kalka yol aldık.Bir sonraki kayma etabına gelindiğinde herkesin tekrar yüzü gülüyor ve kendini kıç üstü piste bırakıveriyordu.Dağın eteklerindeki karla kaplı son düzlükleri yürürken artık ayaklarda derman kalmamıştı.Islanan elbiselerden kurtulma ve hostele dönüş.Sıcak duş ve uyku hiç bu kadar güzel gelmemişti.

Puerto Montt,Osorno ve Entre Lagos

Pucon’dan sonra Puerto Montt’a uğradık. Lİmanda ki balık restoranlarından Los Palafitos Restoran’da methedilen Congrio balığından yedik. Yolda durduğumuz Chillan şehrinde içtiğim Paila Marina isimli deniz ürünlerinden oluşan çorbayıda tavsiye ederim. Şehri ve limanı gezip arada kafalarını sudan çıkaran deniz aslanlarının fotoğraflarını çektikten sonra burada konaklamayıp çevredeki göllerden birinin kenarına gitmeye karar verdik.

Entre Lagos iki göl arası anlamına geliyor. Şirinmi şirin göl kenarı pek fazla turistin uğramadığı bir kasaba.Çok hoşumuza gitti.Kişi başı 10 dolara Hospedaje Panaroma isimli hostelden göle sıfır dublex bir villa kiraladık.Dorm fiyatına böyle bir ev, demek ki turist az olunca fiyatlarda bir anda düşüyor.Evde yemek ve marketten aldığımız malzemelerle sabah göl kenarı balkonumuzda kahvaltı iyi geldi.

Ertesi gün Arjantin’e giden otobüsümüzün kalkacağı Osorna’ya gittik.Ancak otobüste ertesi güne yer olunca da burada da Puelche hostelde yine kişi başı 10’ar dolardan iki kişilik oda aldık.Pek fazla bir şey yapılabilecek bir şehir değil.Yolculuk öncesi dinlenmiş olduk.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: