Pages Menu
TwitterFacebook
Categories Menu

- Gezgin: - Şub 14, 2008 Konu: Orta Amerika | 0 yorum

Orta Amerika Gezisi

Orta Amerika Gezisi

 

Gezginler için yeni bir destinasyon olan Orta Amerika, yıllar süren karışıklıklardan sonra muhteşem sahilleri, maya tapınakları, volkanik gölleri, yağmur ormanları, zengin fauna ve florası ile ilgi çekiyor. 2008 yılı içerisinde Guatemala’dan başlayarak Belize, Honduras, El Salvador, Nikaragua ve Kostarika’yı kapsayan gezimizde güzel bir rota çıkarttık.

 

Flores – Guatemala (14.02.2008)

Öncelikle Havana’da bize güzel bir son gece yaşatan Konsolosluk’tan Fatih ve burada dil kursu için bulunan öğrenci Berat’a çok teşekkür ederiz. Berat bizi arabası ile havaalanına bıraktıktan sonra 3-4 saat kadar zaman geçirip check-in’imizi yaptık. 25’er CUC vergilerimizi ödeyip sabah saat 7.15’de Küba’ya veda edip Guatemala City’e doğru havalandık. Uçak israilli 50 yaş civarı tur grubu ile dolu idi. İki buçuk saatlik uçuşla bir saat fark olan Guatemala City’e 8.45’de indik. Bu arada Cubana Havayolları’na Guatemala City uçuşu için 312 dolar karşılığı CUC ödedik.

GUATEMALA

13 milyon nüfuslu bu Orta Amerika ülkesi 3 aya kadar kalmak isteyen Türkiye vatandaşlarından vize istemiyor. Başkenti Guatemala City ve para birimide Quetzales. Bugünlerde bir dolar 7.5 quetzales’a denk geliyor. Visa, Master Card, Maestro gibi kartların hepsi ATM makinalarından para çekebiliyor. Günlük gezgin bütçesi ortalama 15-20 dolar arasında değişiyor. Elektrik USA sisteminde zaten bu tip yolculuklarda çok çıkışlı travelling adapter’lerinden kullanmakta fayda var. Maya medeniyeti ile başlayan tarihinde, sonraları İspanyol istilasında geçen kolonyal yıllarda karışıklıklar başlamış. Diktatörler, savaşlar, gerillalar hiç eksik olmamış bu ülkede. Belize, Guatemala City ve Belize City arasına yol yapma vaadi veren İngilizlere verilmiş ama tabiki yol yapılmamış. 20.yüzyılın başında Amerikan şirketlerinin girişiyle bir küçük Amerika daha yaratılmaya başlanmış. Tabi ekonomik sınıf farklılıkları, demokratik hakların ihlalleri artmaya başlayınca iç savaşlar başlamış. CIA operasyonları ile bu ülkenin de Che’leri birer birer yok edilmiş. 36 yıl süren iç savaş 1996’da bittiğinde geride kalan savaşın bilançosu 200.000 ölü, binlerce kayıp ve milyonlarca evsiz insan olmuş. Guatemala City’de duvarlarda ‘Donde Estan’ nerede bunlar yazılarının altında onlarca yapıştırılmış fotoğraf görebilirsiniz. Son 10 yıldır barış içinde yaşamaya çalışan ülkede halen faili meçhullar ve insan hakları ihlalleri devam ediyor. Tabi ki gelir farklılıklarındaki uçurumda devam ediyor. Ülke yönetenler ve yönetilenler diye ikiye ayrılıyor. Bu konularda yazarken bile içi sızlayan bir ülke vatandaşı olarak artık bu tür ilkel düzenlerin bitmesini temenni ediyoruz.

Ülkede belli başlı gezilecek yerlerin başında Antiqua, Maya’ların önemli şehirlerinden Tikal, Lago de Atitlan ve Rio Dulce sayılabilir. Bizde zamanımızın yettiği kadarını gezmeye başlıyoruz.

Guatemala City

Havaalanından Zona 10 ‘da belirlediğimiz Xamanek Inn Hostel’e 50 quetsal’a taksi tuttuk. 1 dolar 7.5 Quetsal yapıyor. Yolda taksiyi bankamatikte durdurup para çektik. Evet artık paramız var, kartlar sorunsuz çalışıyor. Hostel birinci sınıf, odalar, duşlar tertemiz, internet ücretsiz. Fiyatı sonradan gördüğümüz üzere biraz fazla da olsa geceliği 14 dolara kahvaltı dahil anlaşarak yerleştik. Adresi 13a Calle, 3-57, Zona 10. Duşumuzu alıp kahvaltımızı yaptık. Bir kaç saat de ücretsiz internetin tadını çıkardık. Akşam Zona 10 ve Zona 1 ‘de biraz dolandık ama yorgun olduğumuz için erkenden hostele döndük.

Guatemala City’de öğrendiğimiz birinci ders taksilere dokunmamak oldu. Fiyatlar Türkiye’deki gibi ama buraya göre fahiş. Çok iyi işleyen bir halk otobüsü sistemi var. Her yere gitmek sadece 1 quetzal, düşünün ki ortalama bir mesafeyi taksi ile 40-50 quetsala gidiyorsunuz. Yapmanız gereken sadece aynı İstanbul’daki gibi gideceğiniz yere giden otobüsün numarasını öğrenmek. Şehir 15 bölgeye ayrılmış ve her bölgedeki caddelerde doğu-batı ve kuzey-güney yönünde numaralandırılmış. Bu yüzden gideceğiniz yeri bulmak çok kolay. Adresler caddelerin kesişimi ile ifade ediliyor. Örneklersek 13 Calle, 7-48 demek yerin 13. caddenin üzerinde 48 numara olduğu ve 13’ü kesen 7’inci caddenin yakınında bulunduğu anlamına geliyor. Tabi önce doğru Zona’ya yani bölgeye gitmek gerekli.

Şehrin tarihi bölgesi ve belkide tek görülesi bölgesi Zona 1. Burada yer alan Parque Central ve civarında bulunan kolonyal dönemden kalan binalar, saray, müze ve kiliseler gezilebilir. Bunun dışında bu bölgeye yürüme mesafesinde olan Zona 4’e ise Guatemala City’nin Tahtakalesi diyebiliriz. Aklınıza gelecek her şeyi burada sokaklar boyu kurulan markette bulmak mümkün. Zona 10 ve Zona 9 ise barların, şık restoranların, otellerin bulunduğu bölgeler. Buralarda fiyatlar biraz daha yüksek. Her köşe başında Mc Donald’s, Burger King ve Pizza Hut üçlüsünden birini görüyorsunuz. Bir çokta Meksika restoranı var. Alışveriş ve elektronik eşyalar için Zona 11’de yer alan Tikal Futura Akmerkez benzeri bir alışveriş merkezi.

Antigua

1543 yılında kurulan Antiqua 233 yıl kolonyal dönemde başkentmiş. Dağlık arazi yapısı sebebi ile yeni şehir 45 km uzaktaki Guatemala City’e kurulmuş. Burası günümüzde temiz sokakları, konaklama imkanları, dil kursları, tarihi geçmişi ile turistlerin gözdesi olmuş. Antigua’da Guatemala’da olduğunuzu hissettirecek hiç bir şey göremezsiniz. İskandinav Bakery’ler, İngiliz publar, dünya mutfaklarının her çeşitinden restoranlar, hediyelik eşyacılar volkanlarla çevrili bu şehre ayrı bir hava katmış. Uzakdoğu’da tapınak gezmek nasıl bir yerden sonra gına getiriyorsa kolonyal kasabalarda Güney ve Orta Amerika’da zamanla aynı hissi yaratıyor.

Aynı Machu Pichu’da Peru’nun yaptığı gibi burada da Guatemala City’den Antigua’ya giden otobüsler kaldırılmış. Olay taksicilerin elinde. Taksiler 40-50 dolar ne tuttururlarsa turist avlıyorlar. Tabi ki aynı Machu Pichu’da olduğu gibi direk yoksa aktarmalı gitmek her zaman mümkün ve benim için bu gezinin en güzel yanı halkla birlikte otobüsleri kullanmak oldu. Aynı şehir içindeki gibi eski Amerikan otobüsleri ile Antigua’ya gidiliyor. Zona 4 te Municipal meydanında yer alan ve bir çok otobüsün kesişim noktası duraktan 21 veya 22 nolu otobüslere binerek çevre kasabalara kalkan otobüs garına gidiliyor. Buradan Chimal tarafına giden her hangi bir otobüse atlayarak 3 quetzals’a San Lucas’a 20 dakikada gidebilir ve buradan da 5 quetzalsa 20 dakikalık dolmuş yolculuğu ile Antigua’ya ulaşabilirsiniz. Veya 5 Quetzals’a Chimal’e kadar 45 dakikalık yolculuğu devam edip buradan başka bir otobüsle yine 5 quetzals’a 30 dakikada Antigua’ya varabilirsiniz. Toplam gidiş masrafınız 1 dolar civarı olur ve taksiye binmemekten edeceğiniz 40 dolar karın yanında yerel kıyafetleri ile renkli görüntüler sunan ve size her konuda yardımcı olmaya çalışan Guatemala insanını görmüş olursunuz.

3-4 saatte her yerini gezebileceğiniz kasabada Parque Central meydanı, kiliseler, katedral, tarihi kalıntıların ve müzenin bulunduğu bölge, büyük market benim gezdiğim yerler. Gezerken keyif aldım. Buranın en güzel zamanı yılda bir olan Semana Santa zamanında oluyormuş. Semana Santa Hristiyanlıkta Rio karnavalı gibi karnavallarla başlayan oruç döneminin sonu ve bu hafta boyunca her akşam renkli gösteriler yapılıyor. Semana Santa gelecek hafta başlıyor ama bizim zamanımız olmadığı için bu gösterileri Honduras şehirlerinden aktaracağız. Antiqua’da nasıl oluyor merak ederseniz, şu an dünya turunda olan ve notlarını takip ettiğimiz Başar Kurtbayram (www.simdigezelim.com) bu hafta boyu orada olacak ve izlenimlerini sitesinden aktaracak.

Uygun fiyatlı dil kursları için Antigua’yı düşünenler ise burada özel ders alan Barış’ın(www.barisnerede.com) dünya turu notlarından bilgi alabilirler. Dönüş yolculuğu için ise büyük marketin hemen yanındaki otogardan Chimal’e giden otobüslere binebilir ve Chimal’den dakikada bir geçen Guatemala City otobüsleri ile şehir içine Zona 3 bölgesine kadar gidebilirsiniz.

Flores ve Tikal

Guatemala City’de Zona 1, Calle 17 üzeride bulunan Fuerte del Norte otobüs şirketinin terminalinden Flores’e 2 çeşit otobüs kalkıyor. Saatte bir kalkan klasik otobüsler 100 quetzales’a 9 saatte, akşam saat 9’da kalkan 2 katlı ve geniş koltuklu birinci sınıf otobüs ise 160 quetzales’a 8 saatte Flores’e ulaşıyor. Ben hem bir gece hostelden yırtmanın rahatlığı, hem de rahat uyuyup sabah daha dinç bir şekilde Tikal’i gezme isteği ile 9’da ki otobüse bilet aldım. Tikal tarihini okuyup üzerine de servis yapılan kraker ve meyva suyunu yeyince uykuya dalmışım. Sabah 5’te ışıkların açılması ile uyandım. Benden 1 gün önce buraya gelen Tulga’nın kaldığı Los Amigos hostele gidip çantalarımı bıraktım. Sabah 5’ten başlayarak saatte bir kalkan dolmuşlara saat 6 için 60 quetzales’a gidiş dönüş bilet alıp Tikal’e gittim. Turist enformasyon ofisinden 20 quetzals’a bir harita alıp bilgi edindim.

Tikal’i gezerken yaklaşık 10 km yol yürünmesi gerektiği için gezi rotanız önemli bu konuda “Siz olsanız nasıl gezerdiniz?” tadında sorularla yerellere bir rota çizdirdim. Buna göre benim gezi rotam şu sırayla oldu. Kompleks Q, Kompleks R, Kompleks O, Plaza Deste, Acropolis Del Norte, Gran Plaza, Temple 1, Temple 2, Acropolis Central, Temple 3, Temple 4, Kompleks.N, Palcio De Las Ventanas, Mundo Perdido, Plaza De Los 7 Temples, Temple 5, Group G, Temple 6, PLaza Este ve tekrar son bir kez daha tadını çıkarmak için Gran Plaza. Dönüşte ise Group F’i gezdim. Bu rotada Zona Norte dışındaki her yeri görmüş oldum.

En önemli ve en çok ilgi gören yer Grand Plaza (Büyük Meydan) ve buradaki Twin Towers yani Kral Moon için yapılan Grand Jaguar ve karşısındaki Mascarones tapınakları. Jaguar 44 metre, çatısı yıkılan Mascarones ise 38 metre yüksekliğinde. Meydanın yanlarında ise Kuzey Akropolis ve Merkez Akropolis bulunuyor. En yüksek tapınak 64 metre yüksekliği ile Temple 4 ve sabah erken saatlerde gidenler zirvesinden güneşin doğuşunu izleyebiliyorlar. Benim en çok beğendiklerim ise Mundo Perdido ve Temple 5. Perdido meydanı sabah erken saatlerde fazla turist yok iken insanın içine huzur saçıyor ve saatlerce uzanıp kalmak istiyorsunuz. Temple 5 ise dik merdivenlerinden çıkarken korku ile karışık heyecan yaşatıyor.

Tikal’i benzerleri Chichen İtza ve Copan’dan ayıran özelliği yağmur ormanlarının derinliklerinde yer alması. Sık ormanlar arasında yürürken etraftan yükselen kuş ve maymun sesleri ortama ayrı bir gizem katıyor. Diğerlerini görmedim ama daha önce gördüğüm Angkor, Machu Pichu, Çin Seddi, Bagan gibi yerlerde yaşadığım kadar hayretlere düşürecek bir hisse kapılmadım burada ama mutlaka görülmesi gerektiği kesin. Birde Maya medeniyetinin 3000 yıllık tarihi olduğunu unutmamak gerekli. Ben gün doğumunu kaçırdım ama saat sabah 3’te yola çıkan Tulga yaşadı.

Dönüş yolculuğu için 12.30’da başlayıp yaklaşık 1 saat aralarla akşam saat 6’ya kadar minibüsler işliyor. Flores’e dönüp olimpos tadında ortamı olan ve Hollanda’lı genç bir çocuğun işlettiği Los Amigos Hostel’deki yatağıma yerleştim. Calle Central üzerinde yer alan hostelin ortamı çok güzel ve sıcak. İnternet ücretli ve saati 10 quetzals. Bahçede diğer hostellerde kalanlarında katıldığı muhabbet ortamı geç saatlere kadar sürüyor. 8 kişilik dorm odadaki yatağa 25 quetzals yani 3 dolar civarı bir ücret ödüyorum.Bahçedeki mutfakta her çeşit yemek ve içecek uygun fiyatlara satılıyor ve porsiyonlar iki kişilik. Bu hostelde 2 gecedir kalıyoruz, heralde 1 ay kalınsa kimse sıkılmaz ama yollar bizi bekler. Sabah saat 5’te Belize City’e biletimiz var. Dünyanın en büyük ikinci mercan kayalıkları Caye Caulker’de snorkel turu yapacağız. Köpek balıkları, mantalar, baracuda’lar bizi bekler.

Bu arada Orta Amerika rotamızı da belirledik. Bir aksilik olmazsa şöyle olacak: GUATEMALA Guatemala city, Antiqua, Flores, Tikal, BELİZE Belize City, Caye Coulker, Punta Gorda, GUATEMALA Livingstone HONDURAS Santa Rosa de Copan, Copan, Gracias, EL SALVADOR Juayua (Ruta de las Flores), Playa el Tunco, NICARAGUA Granada, İsla de Ometepe COSTA RICA Tortuquero, Puerto Vieja de Talamanca, San Jose. Gene tavsiyesi olanlar varsa yorumlarda paylaşırsa çok seviniriz.

Puerto Barrios – Guatemala (17.02.2008)

Tikal’de bir kaç acenta gezip en uygun bulduğumuz yerden sabah saat 5 için 140 quetzalese Belize City’e minibüs bileti aldık.Bu arada 120 ye de bilet bulanlar olmuş. Zor olsada sabah saat 4.45 gibi kalkıp çantaları hostelin önüne çıkardık.Saat 5’te minibüs bizi kapıdan aldı.20 kişilik minibüste sadece 10 backpacker olduğu için rahat rahat yayılıp uyuduk. 2 saat sonra sınırdaydık. Elimizde kalan paraları sınırdaki ayaklı döviz bürolarından Belize dolarına çevirdik.Biraz pazarlıkla iyi bir kurdan bozdurmak mümkün. Çantaları yüklenip önce Guatemala’dan çıkışımızı yaptık. Çıkış ücreti olarak 10’ar quetzales aldılar.Hemen yanda bulunan Belize göçmen bürosundanda girişimizi sorunsuz bir şekilde yaptık.Artık ingilizce konuşuluyor sanki Türkçe konuşur gibi rahatladım.Diğer tarafta 10 dakika da minibüsün gelmesini bekledik. Sonra atlayıp uyumaya devam.Saat 10’da yani toplam 5 saatlik yolculukla Belize City’deki deniz taksilerinin iskelesindeydik.

BELİZE

312.000 kişinin yaşadığı bu küçük ülke Türkiye vatandaşlarından vize istemiyor.Bütün kredi kartları ve banka kartları ATM’lerde ve pos makinalarında sorunsuz çalışıyor.Resmi dili İngilizce ama İspanyolca,Creole ve Garifuna dilleride yoğun şekilde konuşuluyor.Para birimi Belize doları ve 1 US dolar 2 Belize dolarına eşit.Halkın yüzde altmışı Afrikalılardan oluşuyor ve eski yerliler Mayalara göre nüfusta bir hayli dominantlar.Başkenti Belmopan olan ülkede hayat bir hayli pahalı, ortalama gezgin bütçesi günlük 30-40 dolar arası değişiyor.Bütçede sigara ve alkol kullanımı burada çok önemli rol oynuyor. Bir paket malboro 6-7 US dolar,biranın ise tanesi 3-4 US dolara satılıyor.

Ülke tarihine gelince Mayalar,İspanyollar ve Guatemala’dan sonra İngiliz sömürgesi yıllar başlamış.1954 yılında bağımsız olan ülkenin British Honduras olan ismi Belize olarak değiştirilmiş. Güney ve Orta Amerika’da şu ana kadar gezdiğim ülkeler arasında fakirlik olarak en göze çarpan ülke burası oldu.Her ne kadar burda yaşayan Afrikalı’lar biz hiç köle olmadık diye övünsede iş bağımsız olup çalışmaya gelince işin rengi değişmiş.Finans,Turizm,İthalat gibi para getirecek işleri Amerikan şirketleri kapatmış.Supermarket,restoran işleri Çinlilerin elinde.Tarımda ise nispeten daha çalışkan olan İspanyolca konuşan Orta Amerikalılar var.Çoğunluğu oluşturan kara ırk ise daha çok kısa yoldan 3 kuruş nasıl kazanırım derdinde sokaklarda dolanıyor.Suç oranıda bir hayli yüksek.Ama o 3-5 kuruş bulunduktan sonra siestada bitince vur patlasın çal oynasın. Her yerde Bob Marley çalıyor ama sanki o ‘Get up Stand up’ derken burdakiler ‘Get down Lie down’ diye anlıyorlar.
Yolda yürürken, hele size ‘hey white man’ diye seslenenleri duyunca kendinizi Afrika’da gibi hissediyorsunuz.Ama spor,sinema,müzik yönünden ise kendinizi New York’un zenci mahallerinde hissedebilirsiniz. Basketbol,Hollywood ve Rap ön plandalar.Bu ülkedeki bir ilginç istatistikte yılda gelen 1 milyon turistin 800.000’i cruise yani gemi seyahatleri ile uğrayanlar.Karaya ayak basmadan buraya gelen herkesin görmek istediği dünyanın en büyük ikinci mercan kayalıklarını gezip, blue lagoon’da dalıp, belki bir kaç günde okyanusta yer alan adaların turkuaz sularında, bembeyaz kumsallarda ki palmiyeler altında güneşlenip kaçıyorlar.Yani burda turizm denince her ne kadar maya kalıntıları,ormanlar,nehirler olsada deniz baş rolde bulunuyor.

Belize City

Her ne kadar artık başkent olmasada ülkenin en hareketli ve yaşayan şehri halen burası olmaya devam ediyor.Diğer ülkelerde gezdiğimiz milyonluk şehirler yanında burası ancak köy kalır ama halkı gözlemek isteyenler bir gecelerini buraya ayırabilirler.Biz saat 10’da indikten sonra sıradaki botun saati olan 12’ye kadar şehrin sokaklarında dolaştık.Bence diğer gezginlerden duyduğumuz gece dışarı çıkmak biraz yürek ister lafınıda dikkate alarak, iki saatlik gezinin yeterli olduğunu düşünüyorum.Ama kalmak isteyenlere de burada kalanların tavsiye ettiği Prince Street’te yer alan Seaside Guesthouse’I öneririm.

Caye Caulker

Belize City’den Caye Caulker’e gidiş-dönüş yolculuk için 30 Belize doları ödedik. Yolculuk 50 dakika sürüyor.Arada birde San Pedro adasına uğranıyor.Aynı Koh Phangan,Koh Phi Phi,Gili Travangan adaları gibi burasıda backpacker’ların adası ve bir çok hostel ve orta bütçeliler için konaklama mevcut. Çevredeki diğer adalarda fiyatlar biraz daha yüksek.Bottan iner inmez hemen daha önce bu yönden gelenlerden methini duyduğumuz Tina’s Backpackers Guesthouse’ın yerini bulduk. İskelenin hemen yakınında tabelası gözümüze çarptı.Bu sefer şanslıyız ve 8 kişilik dorm odada 2 kişilik yer var.Fiyatta 20 Belize doları yani 10 USD.Bu fiyat burası için gayet iyi geldi ve hemen yerleştik.Hostel cennetten bir köşe sanki, bahçesi bembeyaz kumların üzerindeki palmiyelere kurulmuş hamaklarla dolu, 20 adım atsanız denizdesiniz.Bir anda yol yorgunluğu gitti mayolarımızı giyinip adayı gezmeye çıktık.Bir restoranda yemek yedik. Fiyatlar bir hayli pahalı. Balık ve koladan oluşan yemeğe 10’ar dolar verdik.Bu bizim bitçemizi aşar başka bir yol bulmak gerek derken Çinlilerin dükkanlarını keşfettik.Bizim gittiğimiz yerin adı Beach Front.Çeşit çeşit burgerler 3-4 dolar,kolada1 dolar.Burada geçirdiğimiz diğer günlerde bütün öğünlerimizi Çinli’lerden yedik. Yanlış anlaşılmasın Çin yemekleri değil sadece Çinli’ler işletiyor ve Balık,Tavuk,Et burgerleri yanında patetes kızartması ile servis yapıyorlar ve tadları çok lezzetli.İçeecekler ise hemen yan tarafındaki yine Çinli’lerin işlettiği süpermarketten alınıyor.

Caye Caulker iki adadan oluşuyor ve bu adaların arasında yaklaşık 50 metrelik bir geçit var. Ve en gözde plajda burası ve ayrıca plajdaki barda biranızı içerken ara verip tramplenden denize dalıp çıkıp geri içkinize devam edebiliyorsunuz. Ortam gayet eğlenceli. Bir sürede burada takıldıktan sonra tekrar hostele döndük.Yolda bir acentaya uğrayarak bölgedeki en iyi dört mercan kayalıklarına tam günlük bir snorkel turu satın aldık.Turun ücreti 42 USD ama buraya gelipte bu sualtı zenginliğini ve dünyanın ikinci büyük mercan bölgesini görmemek olmazdı.

Hostelde de ortam çok güzel. Önce İsrailli Meytal daha sonra Almanlar,Amerikalılar derken kalabalık bir grup olduk ve gece geç saatlere kadar Hindistan Cevizi Romu içerek eğlendik.İsveçli kızlar ve İngiliz erkeklerden oluşan grup ise sabaha kadar süren partilere kaçtı.Hostelde biraz yavaşta olsa wireless internette bulunuyor.Bizim laptoplardan herkes sırayla maillerini kontrol etti.Alman Jurgen sık sık konuyu yıllardır gezdiğine ve ilk kez Türk gezginleri görmesine getirerek buna olan sevincini yineledi.Bu arada Los Angeles’ta yaşayan iki Fransız kız gruba katıldı. Bizim Türk olduğumuzu duyan kızlardan biri babasının Konya’lı bir Türk olduğunu söyleyince Jurgen iyice şaşırdı.Umarım bir kaç yıla onu daha çok şaşırtacak Türkler yollara düşecek.

Ertesi gün sabah saat 10’da acentaya giderek snorkel malzemelerimizi seçtik.Amerikalı öğrencilerden oluşan 10 kişilik bir grupla birlikte yola çıktık.4 değişik yerde snorkel yaptık.Doğa burada gene insanı şaşırtıyor. Açık denizde doğal havuzlar oluşmuş.Koyu renkli bir denizde ilerlerken bir anda turkuaz renkli, yüksekliği 4-5 metre civarında futbol sahası büyüklüğünde bir bölgeye geliyorsunuz ve denizde string rayler, mantalar, köpek balıkları,dev kaplumbağalar, baracudalar ve sayısız değişik balık türü cirit atıyor.Saatlerce snorkel yaptık.Bu zevki anlamak için mutlaka yaşamak gerekli.Arada öğlen yemeği için San Pedro adasında bir buçuk saat mola verdik. San Pedro’da hoşuma gitti. Burada da bir çok bar,restoran ve otel bulunuyor.Sahilde ki bir restoranda birer hamburger yedik.Kasabada dolanıp bol bol fotoğraf çektik.Tur bitiminde odaya çekilip bir süre dinlendikten sonra bir iki alışveriş yaptık.Belize bayrağı ve rasta eklenmiş Bob Marley şapkalarından aldık.Gece Hostelde ortam yine güzel olunca barlara gitmek yerine geç saatlere kadar bahçede talkıldık.

Honduras’a Yolculuk

3.gün artık yola çıkma zamanı geldi.Sabah saat 6.30 ‘da kalkan ilk botla 50 dakikakada Belize City’e gittik.10 dakika mesafede yer alan otobüs terminaline sokakta yatan insanların arasından yürüyerek ulaştık.’Hey white man’ diye laf atan sarhoşlar, kavga eden karı kocalar, bağrışmalar içinde ürkütücü bir yürüyüş oldu.Punta Gorda’ya saat 8’de kalkan ilk otobüse 22 Belize dolarına bilet aldık.Ortalık rasta saçlılar ve nba formalı rapçilerle dolu.Otobüsler gene eski Amerikan okul otobüslerinden.Plancencia’da otobüs değiştirerek, yaklaşık 6 saat sonra Punto Gorda iskelesinin önünde indik.İskeledeki göçmen bürosundan Guatemala’nın Punto Barrios kasabasına kalkacak teknenin saat 4’te olduğunu öğrendik.Gece burada kalıp sabah direk Honduras’a da gitme şansımız da vardı.Ama hava kararmadan bir süre daha yol almaya en azından Punto Barrios’a ulaşıp orda konaklamaya karar verdik. Saat 4’e kadar 2 saat Punta Gorda’yı gezdik ve bir şeyler atıştırdık.Pek fazla insanın yaşamadığı sessiz sakin bir kasaba hatta büyükçe köy tadında bir yer.
Bir buçuk saatlik ıslak ve heyecanlı bir yolculukla ikinci kez Guatemala’ya ulaştık.Hız motoruna bu yolculuk için 43’er Belize doları ücret ödedik.Sınırda da kalan Belize dolarlarını Guatemala quetzales’ine yaklaşık bire üç buçuk kurla değiştirdik.Punta Barrios orta halli,Rio Dulce’ye düzenlenen turlar sayesinde biraz turistik ve ucuz bir kasaba.Burası Belize’den sonra çok ucuz geldi ve Miami Hotel’den kişi başı 5’er dolara iki kişilik oda kiraladık.Akşamda güzel bir ızgara balık ziyafeti yaptık.Ardından başlamakta olan Semana Santa kapsamında bir gösteriye uğradık.Yorgunluk çökünce odaya gittik ama fan olmasına rağmen sıcaklık dışarda 40 ise odada 50 derece, uyu uyuyabilirsen.Bir o yana bir bu yana döne döne sabahı ettik.
Saat 7 gibi check out yaparak Orta Amerika yolculuğumuzda 3.ülke olacak Honduras sınırına doğru yola çıktık. Yoldan bindiğimiz bir minibüsle 15’er qutzalese bir saatte sınardaydık. Guatemala çıkışında bu sefer para almadılar.Honduras’ta görüşmek üzere herkese çok selamlar.

San Salvador – El Salvador (21.03.2008)

Birazdan Orta Amerika’daki en uzun yolculuğumuz için El Salvador’un başkenti San Salvador’dan Nikaragua’nın Leon şehrine 10 saatte gitmesini beklediğimiz otobüse bineceğiz. Güney Amerika’da yaptığımız 30-40 saat civarı yolculukların yanında fazla değil ama Orta Amerika için çok uzun bir yolculuk.Gezide 120 günü geride bıraktığım şu günlerde yorgunlukta iyice bastırmaya başladı.Tulga Kostarika’dan sonra eğer Panama giriş vizesi vermezse Brezilya’ya uçup Rio’da bir süre takıldıktan sonra dönmeyi düşünüyor.Bende bu eğilimdeyim ama Venezuela ve Paraguay’da aklımın köşesini sürekli tırmalıyorlar.Cüneyt’in ve Özlem’in Venezula izlenimlerine tekrar baktım. Cüneyt Angel Falls ve çevresindeki ulusal parkı, Özlem’de Karayip kıyısındaki plajları methetmiş. Bu aralar sürekli plaj kenarlarında olduğumuz için o yönü pek çekmiyor ama Angel Şelalesi galiba içimde kalacak.Eğer dönersem oda nazarlık olur artık.Şimdi sırada Nikaragua var ve anlatılanlar doğru çıkarsa galiba bu ülkeyi çok seveceğiz. Bu yüzden biraz fazla kalma niyetindeyiz. Granada ve Ometepe adası zaten rotamızda vardı.Biz bunlara Leon ve başkent Managua’yı da ekledik.

HONDURAS

Guatemala,Honduras,El Salvador ve Nikaragua’nın ortaklığında kurulan CA-4 grubu arasındaki sınırlar aynı Schengen ülkelerinde olduğu gibi kalkmış.Bu ülkelerden birine giriş yaptığınız zaman Türkiye vatandaşlarına vizesiz olarak tanınan 90 gün süre içinde diğerlerinide ziyaret edebiliyorsunuz. Pasaportunuza ilk vurulan mühür dışında bu 4 ülkeden çıkana kadar bir daha mühür vurulmuyor.Bu sayede pasaportumda kalan 2 vize sayfası yeterli olurmu endişesindende kurtuldum ayrıca sınır geçişlerinide hiç beklemeden geçtik.Başkenti Tegucigalpa olan Honduras’ın nüfusu 7 milyon,resmi dili ise İspanyolca. Banka kartları ATM lerde sorunsuz çalışıyor.Ortalama gezgin bütçesi ise 15-20 dolar arası değişiyor.Para birimi Lempiras ve bu günlerde1 USD 19 Lempirasa denk geliyor.
Tarihi diğerleri ile benzerlikler taşıyor. Önce Mayalar varmış sonrasında onları yok eden İspanyollar, ardındanda İngilizler gelip işleri bitene kadar kullanıp 1821’de gitmişler.1838 yılındaki tam bağımsızlığa kadar Meksika’nın bir parçası olarak kalmış.100 yıl kadar gelirinin büyük kısmını muz ihracatındandan kazanmış ve bu yüzden buraya Muz Cumhuriyeti denmiş.20. yüzyılda ise Amerika etkinliği eline almış.Darbeler,karışıklıklar birbirini kovalamış ve Amerika’nın istediği tarz ordu ve muhafazakar iktidarlar milyarlarca dolar destekler sayesinde sonunda burdada kontrolü ele almışlar.Napolyon’un dediği gibi ‘tarih kazananların tuttuğu bir güncedir’.O yüzden hak,hukuk, adalet uğruna ölen binlerece insanın adı bu tarihte geçmemiş.
Honduras turizmi için iki önemli yer var. Bunlar Maya antik şehri Copan ve Karayip kıyılarında yer alan Bay İsland.

Copan Ruinas

Sınırdan sorunsuz geçip bir miktar para bozdurduk.Sınır geçişinde bulunan kafelerin önü Puerto Cortes’e yolcu avlamaya çalışan taksicilerle dolu.Biz hepsini atlatıp saatte bir kalkan otobüsün yanındaki kafede oturup bir şeyler içtik.Otobüs hareket ederken atlayıp rahat deri koltuklara yayıldık. Puerto Cortes’e bir saatlik yolculuk için otobüse 1 dolar ödedik.Oradanda San Pedro Sula’ya 1 saatlik yolculuk için minibüse 25 Lempiras yani 1 dolar 25 cent gibi bir para ödedik.San Pedro Sula kaos bir şehir.İnsanın hiç durmadan kaçası geliyor. Bizde minibüsten inince hemen terminale giden dolmuşların geçtiği caddeyi öğrenip 2 dakika yürüdükten sonra yoldan geçen bir tanesine atladık.Terminal şehre göre bir hayli düzgün hatta içinde büyük ve lüks bir alışveriş merkezi bile bulunuyor.Copan Ruinas’a gitmek için bize gösterdikleri Sultana otobüs şirketine girip bir saat sonra kalkacak fakat Copan Ruinas’a 47 km uzaklıktaki La Entrada de Copan’da indirecek nispeten lüks otobüse 50 Lempiras’a bilet aldık.Bu bir saattede bir şeyler atıştırdık. 2 saatlik rahat bir yolculukla La Entrada’ya geldik. Sırada bekleyen ve artık Orta Amerika’da binmeye çok alıştığımız Amerikan okul otobüsüne atladık. Bu 47 km yi bir buçuk saatte dolmuş misali dur kalklarla bitirdiğimizde artık bizde bitmiştik.

Bu yorgunluğun ödülü gibi Copan kasabası şirin,temiz evleri ve sokakları, güzel restoran ve barları ile bizim ummadığımız bir süpriz oldu.Yerleştiğimiz Iguana Azul Hostel’de bir o kadar güzel olunca keyfimiz hemen yerine geldi.Harika bir duş,ardına güzel bir ziyafet,laundry hizmeti,ücretsiz wireless internet,güzel insanlar,bir çok gezgin daha ne olsun mutluluktan uçuyoruz.Ve bu küçük kasabada kime sorsanız yerini hemen tarif edecekleri hostele şık dorm odaları için 4’er dolar ödüyoruz.Hostel’deki gezginler ağırlıklı olarak Fransız ve Kanada’lı.Akşamda meydanda Semana Santa haftası dolayısı ile düzenlenen etkinlikleri izledik.

Copan Antik Şehri

Sabah erkenden kalkıp güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra kasabaya 1 km uzaklıktaki Maya şehrine yürüdük. Yolda aynı hostelde kalan Fransız bir çiftte bize katıldı.Giriş ücreti olan 250 Lempirası ödeyerek biletlerimizi aldık.Şehir geniş bir alana kurulan tek bir kompleksten oluşuyor. Bu yüzden Tikal’de ki gibi kilometrelerce yürümeye gerek yok.Arkeologlar kazı ve restorasyon çalışmalarına devam ediyorlar.Piramitler ve yapılar Tikal’deki kadar yüksek ve şaşalı olmasada duvar ve kayalara yapılan ince işlemeler ve heykeller benim çok hoşuma gitti.Mayalar için çok önemli merkez olan Copan’nın kültürel ve sosyal yapısından dolayı bilim adamları burayı Maya’ların Paris’i olarak adlandırmış.Maya’ların 3000 yıl yaşadığı bu şehir diğer Maya şehirlerinin yanında işlemecilik ve heykeltraşlık açısından eşsiz.Müzeyi ziyaret ederek bu ince işçiliğin daha fazla örneklerini görebilirsiniz.Ayrıca ücret alınan tünellere girmenize bence gerek yok.

Öğleden sonra çarşıda gezip bir iki alışveriş yapıp fotoğraflar çektik.Honduras’ın kahve ve puroları meşhur.Ve tabi erkeklerin bir çoğunun giydiği beyaz kovboy şapkaları.Ata binmek ve hayvancılık bir çok köylünün uğraşı.Copan’da son akşamımızda Hostelden 6 kişilik bir grupla bara gittik.Güzel muhabbet oldu.Sabah erken kalkacağımız halde geç saatlere kadar kaldık.Kasabadaki yemek,içki fiyatları ortalama değerlerde ama bir çok kişinin yediği sokak yemekleri gayet ucuz ve içecekleri bakkaldan almakta yine bütçeye katkı sağlıyor.

Santa Rose de Copan

Copan Ruinas’tan sonra gezmeyi planladığımız Gracias ve Santa Rosa için sabah saat 7’de kalkan otobüsle yine La Entrada aktarmalı bir şekilde Santa Rosa’ya geldik.Otobüslere bu yolculuk için toplam 70 Lempiras ödedik ve yolculuk 1’er 1’er olmak üzere toplam 2 saat sürdü.Terminalde inip zorlu bir bayır yukarı tırmanışla Parque Central denilen merkeze ulaştık.Şehirin tadı tuzu yok ki burası kitaplarda niçin önerilmiş anlayamadık.Hostel El Rosario’ya duşsuz 2 kişilik oda için 250 Lempiras ödeyerek yerleştik.Hostel’de çok kötü. Biraz sokaklarda dolanınca anladık ki buraya boşuna gelmişiz keşke San Salvador’a devam etse idik olduk ama artık çok geç, oteli ödedik.Durum böyle olunca otele döndük. Önce Danimarkalı Estel ve Carmen sonra Kanadalı Eve ve Twin ile tanıştık. Aylardır yoldalar ve özellikle

Danimarkalı kızlar daha uzun sürede kalacaklar.Kanadalı kızlardan biri Bolivya’ya diğeri ise Panama’ya kadar inecek.Şehirde yapacak bir şey olmayınca güzel bir restoran bulup piza yedik,ardından gezi muhabbetleri.Akşam sokak yemekleri ki bu kızlar sayesinde öğrendiğimiz ve sokalarda satılan Popusas ve yanına içecek olarak verilen Horchata’nın sonradan müptelası olduk, ardındandanda dondurmacı ve otelde devam eden muhabbetlerle yeni arkadaşlar edinmiş olduk. Sabah erkenden kalkıp hep birlikte terminale gittik Danimarkalılar Copan Antik Şehrine, Kanadalılar Gracias’a bu arada Danimarkalıların dediğine göre Gracias’ta da aman aman bir durum yok ve bizde San Salvadora giden otobüslere bindik.
Bu arada Nikaragua otobüsü kaçacak o yüzden El Salvador’a gidişi ve ülkedeki gözlemlerimi bir sonraki notlarda anlatırım. Herkese çok selamlar.

Managua – Nikaragua (25.03.2008)

Managua’da kaldığımız hostelde son bir haftada 3 kez her şeyi soyulan ve pasaportunu,kredi kartlarını,parasını,ipotunu kaybetmiş Finlandiyalı Pete,kolu hırsızlarla boğuşurken kırılmış ama genede soyulmuş Californialı Daniel,kamerası çalınmış İsveçli Camilia ile tanışınca anladık ki Orta Amerika’nın Teksasına geldik.Çoğu 15-16 yaşında çocuklardan oluşan çeteler günün her saatinde silahlarla saldırıp sizi soyabilirler.Bugün sadece 20 metre önümde bir adamı soydular ki adamcağızın çığlıklarına rağmen her şeyini 15 saniyede götürdüler.Yerel halk ise bir şey yapamamanın ezikliği ile sadece pusu kurulan yerleri bildiği için siz yürürken bu sokaktan yürümeyin diğerine geçin gibi uyarılarda bulunuyor.Ama tabi ki Nikaragua başkent Managua’dan ibaret bir yer değil.

 

EL SALVADOR

7 Milyonluk El Salvador Orta Amerika ülkeleri arasında nüfüs yoğunluğu en yüksek olan ülke olma özelliğine sahip.Aynı Ekvator’da olduğu gibi para birimi Amerikan dolarına çevrilmiş. Türkiye vatandaşları 3 aya kadar vizesiz kalabiliyorlar.Burada da elektrik prizleri Amerika ile aynı,kredi ve banka kartları ATM ve poslarda sorunsuz çalışıyor,Dili İspanyolca ve ülkemizle saat farkı sekiz. Gezginlerin günlük bütçesi 20-25 dolar arasında değişmekte olup gene sokak yemekleri bu miktarı düşürmekte baş rolu oynuyor.Popusas ve harchata El Salvador kökenli yiyecek ve içecekler. Bizdeki gözleme ayran ikilisi ile benzetebiliriz.
El salvador kanlı bir yakın tarihe sahip.1980’lerde yaşanan iç savaşın bilançosu ağır olmuş. Nikaragua’da başlayan Kominizm dalgası buralarada yayılınca Amerikan hükümeti El Salvador ordusuna devrimci hareketi durdurabilmesi için milyarlarca dolar para pompalamış.1992 yılında silahlı gerilla grubu FMNL ile barış anlaşması imzalanmış ve silahı bırakan grup politika sahnesine çıkmış.12 yıl süren iç savaşta 75.000 kişi ölmüş, bu savaş için USA buradaki sağcı hükümete tam 6 milyar dolar yardımda bulunmuş.
Ülkede güvenlik sorunu hala devam etmekte ve özellikle başkentte çok dikkatli olmakta ve akşamları dışarı çıkmamakta fayda var.Başkent dışında dağları ve trekkingi sevenler için Ruta de las Flores, sörf sevenler içi Pasifik kıyılarında Plaja del Tunco ve daha bir çok büyük dalgaların olduğu plajlar ülkenin başlıca turistik yerleri.

San Salvador

Honduras’ta, Santa Rosa de Copan’dan bindiğimiz otobüsle yaklaşık 2 saatte sınır kasabası olan Ocotepeque’ye ulaştık.Samana Santa tatili dolayısı ile yoğun işleyen dolmuş taksiler sürekli dolu olunca 7 km. uzaklıktaki sınıra otostopla gittik.Bizi alan Toyota kamyonetin kasasında sınıra ulaştık.İmigrasyon bürosuna her şeye rağmen pasaportları göstrerdik ve tamamdır, işleme gerek yok işareti ile yolumuza devam ettik.El Salvadora girişte derme çatma bir kulübede papusas yapan teyzemi görünce hemen 6 tane sipariş edip masaya oturduk.Peynirlisinin yanında turşu ve acılı sosuda gelince değmeyin keyfimize.Karnımız doyduktan sonra çantaları yüklenip 100 metre ileride yer alan terminale gittik. Gene Amerikan okul otobüslerinden bir tanesine atlayıp 1.80 dolara 3 saatte El Salvador’un başkenti San Salvador’a ulaştık.Henüz daha otobüs işleme düzenini bilmediğimiz için terminalden Los Heros caddesi bölgesinde yer alan hostellerden Ximena’s Guesthouse’a 4 dolara taksi tutarak gittik.Hostel bakımsız kalmış güzel bir hostel, sanki çok iyi işletmecileri varmışta bir kaç yıldır hiç uğramamışlar tadında bir yer.6 kişilik dorm oda fiyatları 8 dolar. Oda boş olunca fazla direnmeden yataklara yerleştik.Hostelde kalanlara mutfak yok ama fast food satan restoran bulunuyor.Fakat ne fiyatları ne de yemeklerin lezzetleri pek iyi değil. Kalmak isteyenler için adresi Calle San salvador 202, Boulevard de los Heroes.

Duş alıp bir şeylerde atıştırdıktan sonra ilk işimiz otobüs numaralarını öğrenmek oldu. 29 B numaralı otobüse atlayıp katedralin ve tarihi binaların bulunduğu merkeze gittik.Gene tahtakale ortamları ama çok şenlik bir pazar kurulmuş. Ne ararsanız var ve sanki panayır yeri gibi.İkimizinde çok hoşuna gitti,Hem tarihi bölgenin hemde halk pazarının bir arada olması fotoğraf çekme ve alışveriş yapmanın tadını bir arada çıkarmamızı sağladı.Akşam hostelin bahçesinde kaldık.Yemek için ise hostel yakın los heroes caddesi uzerinde yer alan sayısız restorandan biri olan pizza hut’a giderek yemek yedik.Hostelin bulunduğu bölge akşamları nispeten güvenli fakat San Salvador şehri hava karardıktan sonra pek. tekin değil.Hatta gündüz bile bir çok yere yürüyerek gitmememiz konusunda uyarılar aldık.Bundanda dolayı akşamları bizim hostelin bulunduğu güvenli bölgedeki restoranlar tıka basa doluyor. Bazıları 24 saat açık.
Sabah kalkıp kahvaltımızı yaptıktan sonra biletlerimizi almak için uluslararası taşımada şu anda Orta Amerika bölgesinde bir numarada yer alan Tica Bus’tan Nikaragua’nın başkenti Managua’ya 25 dolara bilet aldık. Tica Bus’un ofisi Calle Concepcion 121 numarada yer alan Hotel San Carlos’un girişinde.Ardından Bolivar Parkı yakınından kalkan Puerto la libertad otobüslerinin yerini bularak kalkmak üzere olan birine atladık.

Puerto La libertad ve Plaja el Tunco

Adındanda anlaşılacağı gibi burası Pasifik Okyanusuna açılan bir liman şehri.Otobüsten indikten sonra şehirde biraz yürüdük.Sıcak bir yandan,trafik tozu ve kalabalık bir yandan insanın pek durası gelmiyor.Yol kenarında bir restoran bulup taze bir okyanus balığı ile karnımızı doyurduk.Yemeğin ardından asıl hedefimiz olan Tunco plajına gitmek için otobüse atladık.Plaja giderken sörfçüler için iyi dalgalar yakalanabilen ve Güney Afrika’dan sonra en iyi denen Punta Roca’yı geçip 15 dakikada Plaja el Tunco’ya ulaştık.Ne plaj ne deniz beklediğimiz güzellikte değildi. Dar bir kumsal, ortalıkta bir çok çöp,yüzmeye imkan olmayan bir deniz ve kıyıyı boğacak şekilde kurulmuş oteller.Tabi sörf severler için ortamın önemi yok önemli olan dalgalar.Deniz kenarında oturup bir süre zaman geçirdik ama canımızda sıkıldı bu duruma. Güzel bir plaj hayal etmiştik.Yola doğru yürüyüp tekrar otobüsle Puerto’ya ordanda tepe tepeye dolu bir otobüsle San Salvador’un merkezine döndük.Toplam yol masrafı gidiş dönüş 5 dolar oldu.Tekrar çok sevdiğimiz pazara daldık. Her yer Barcelona bayrak ve tişörtleri ile dolu.Bayrakların altlarındada %100
Katalan yazıları.Galiba burada katalan oranı bir hayli yüksek. Bu arada Santa Semana için tarihi bölgedeki bir çok yol boyandı.Boyama ve süsleme aşamaları çok eğlenceli ve büyük bir kalabalık tarafından takip ediliyor.Bir önceki günde evlerinden (kimbilir kaç km uzaktan geliyorlardı) emekleyerek kiliseye gelen insanları gördük. Bir kısmı gerçekten acı çemekte ve güçlerinin sonunu kullanmakta idi.Ayrıca emekleyenlerin gözleri bağlı ve yanlarında bulunan bir refakatçı tarafından sürekli takip ediliyorlar.,Merkezden hostele hava kararmadığı için yürümeye karar verdik. Aslında bu da tehlikeli bir hareket pek tavsiye edilmiyor.Yolda bir kaç sataşan oldu ama sağ salim kendimizi hostele attık. Akşam yemeği için gene Pizza Hut’a gidip bu sefer spagetti yedik.Saat sabah 4’te Tica bus otobüsüne gideceğimiz için gece uyumayıp notları yazmayı tercih ettim ki bu sayede bütün yolda uyuyarak geçti.
Şu an Nikaragua cennet mi,cehennem mi onu çözmeye çalışıyoruz.Bu arada Özlem valla yoruldum ve Yekta’yı özledim yoksa Venezuella’yı görmek istemem mi? Hem gene gelmeye sebep olacak,orada daha Guayana’lar var,Jamaika kaldı.Özgür Dost tavsiyen için teşekkürler ama Tica’dan almıştık bileti.Herkese çok selamlar.

Talamanca – Kostarika (31.03.2008)

Orta Amerika ülkelerinin bir çoğunda kara sınır kapılarında güzel giyimli bayanlardan oluşan turizm informasyon görevlileri tarafından güleryüzle hoş geldiniz denilerek karşılandık.Ücretsiz olarak son derece iyi hazırlanmış ülke haritaları, bakanlıklar tarafından hazırlanan gezgin el kitapları ve tanıtım bröşürleri veren bu bayanlar ayrıca bize her hangi bir aldatmaya uğramayalım diye otobüs ücretlerinden taksi fiyatlarına, nelere dikkat etmemiz gerektiğinden, nereleri görmemiz gerektiğine kadar her konuda bilgiler verdiler.

Brezilya’da dünya turu seyahati sırasında aynı hostelde kalıp tanıştığımız ve güleryüzlü muhabbetleri ile sevip arkadaş olduğumuz Kanadalı Nancy’i bu turu sırasında Türkiye’ye davet etmiştik.Bir kaç hafta önce Eskişehir’de Yekta elinden geldiğince Türk misafirperverliği ile Nancy’i ağırladı.Dün internette bir Kanada gezi sitesinde yayınlalan Nancy’nin notlarını okudum. (http://realtravel.com/istanbul-journals-j67416101.html ) Türkiye için tüm pozitifist bakış açısı ile son derece güzel şeyler yazmış.Ama ben Yunanistan Türkiye sınırında yaşadığı zorlukları okuduğumda çok üzüldüm.Milyonlarca dolarlara reklam filmi hazırlatıp, sınır kapılarına hoşgeldiniz diyerek yardımcı olacak bir görevliyi koyamayanlar mutlu olmuştur..

Artık Orta Amerika rotamızın sonuna doğru yaklaşıyoruz.Managua’da gittiğimiz Panama Konsolosluğu vize için 15 gün beklemeniz lazım deyince Panama’dan vazgeçtik ve baştan planladığımız gibi Kostarika’nın başkenti San Jose’de rotamızı tamamlayacağız.1 Nisan’daki Peru aktarmalı uçuşumuzla Brezilya’ya Rio de Jenerio’ya geçip son haftamızı burada geçireceğiz.

NİKARAGUA

Turizm adına bütün nimetleri barındıran 6 milyon nüfuslu bu ülke artık Orta Amerika’nın en güvenli ülkesi olma parolası ile ilerliyor.Başkent Managua dışındaki yerlerin bir çoğunda da bu yolda ilerleme sağlanmış.Türkiye vatandaşları bu ülkeye 3 aya kadar vizesiz seyehat edebiliyorlar. Türkiye’de kullandığımız ATM ve kredi kartları ile her yerde para çekmek ve alışveriş yapmak mümkün.Düşük bütçeli gezginler için ülke fiyatları gayet uygun ve ortalama gezgin bütçesi 15-20 dolar civarında diyebiliriz.İç kısımları ve pasifik kıyılarında İspanyolca yoğun bir şekilde konuşulur iken karayip kıyılarında ispanyolca yanında ingilizcede konuşuluyor.Para birimi cordobas ve bugünlerde 1 dolar 19 cordobasa karşılık geliyor.Komşuları Honduras,El Salvador ve Kostarika’ya kara sınır kapılarından yolculuk yapılabiliyor.
Turizm açısından öne çıkan yerler ise volkanları ile İsla de Ometepe, turkuaz sahilleri ile karayip denizinde bulunan Corn İslands,kolonyal tarz mimarileri ile Granada ve devrim şehri Leon,kuş cenneti Rio San Juan,dağlarda yer alan kahve çiftçilerini ve kovboy yaşam tarzını görmek isteyenler için Matagalpa ve Esteli sayılabilir.

 6000 yıl öncesinden yaşam izleri olan bu topraklarda yaşayanlar, 1502 yılında Coloumb’un gelişi ile ilk kez Avrupalı ile tanışmışlar.Hemen ardından 1524’te burayı istila eden İspanyollar Leon ve Granada şehirlerini kurarak buraya yerleşmişler.Daha sonradan gelen İngilizlerde Karayip kıyılarını almış.Nikaragua 1838 yılında bağımsız olmuş.20 yüzyılda okyanusları bir kanalla bağlamak için en uygun ülke olduğundan dolayı Amerika burayla ilgilenmeye başlamış.1925’e kadar ülke politikasında Amerika dominant bir rol oynamış.Bu tarihten sonra aynı hikaye başlamış.Bir yanda Conservative rejim yani dinciler diğer yanda devrimci sosyalistler.Arka planda ise USA ve karşısında SSCB ve Küba. CIA operasyonları,para yardımları,binlerce ölü,tam bağımsızlık adına savaşanlar,para adına savaşanlar ve sonuçta kayıp bir yüzyıl.Nikaragua’nın yakın tarihte en önemli özelliği ise Amerika’nın diğerlerinde olduğu gibi buradaki direnişi kolayca kıramaması.1980’de gelen Ronald Reagan hükümetinin Nikaragua’ya bütün yardımları kesip ardındanda amborgo başlatması ve bu konuda diğer dünya ülkelerinede aba altından şamar göstererek onlarında katılmalarını sağlaması ile gücü elinde tutan FSLN solcu hükümeti için zor yıllar başlamış.Hükümetin karşısında savaşan Kontra gerillalara Amerikan para yardımıda artınca ve çevre ülkelerden de para için katılanlar olunca Kontra sayısı 15.000 e kadar çıkmış.5 yıl süren ambargo ve iç savaşın ardından Kostarika başbakanı Oscar Arias Sanches’in önderliğinde Honduras,Kostarika,El Salvador,Guatemala ve Nikaragua liderlerinin yaptığı anlaşma ile barış sağlanmış.Kostarika başbakanı Nobeli kapmış,Amerika’da Orta Amerika pazarını.Ambargo bitmiş,yardımlar başlamış.Krizlerle geçen 90’lar ve hızla kan kaybeden solculardan sonra son yıllarda Nikaragua’da muhafazakarlar açık farkla iktidarda.Önümüzdeki yıllarda Güney Amerika’daki solun yükselişi burayada yanısırmı göreceğiz.

Managua

Sabah saat 5’te San Jose’den hareket edecek Tica Bus şirketine ait otobüsümüz için taksi ile 4.30 sularında ofise ulaştık.25’er dolar ödeyerek Managua’ya biletlerimizi aldık.Bu yarım saatte 3 ay Nikaragua’da bir köyde gönüllü olarak çalışmış İsveçli Camilia ile tanıştık.Bu gönüllü işlerde bir çok Avrupalı genç çalışıyor ve şu ana kadar tanıştığımız herkes çok güzel insanlar.Gönüllü çalışarak masrafsız gezen bu kitle sayesinde hemen hemen dünyanın her yerinde Avrupa ülkeleri imajlarını düzeltmişler. Düşünün ki İngilizler,İspanyollar, Fransızlar daha bir kaç yüzyıl öncesinde bu topraklarda hatta Asya’da,Afrika’da milyonlarca insanı katledip bütün maddi değerleri sömürmüşler ama günümüzde ne bu ülkelere ne de vatandaşlarına hiç bir tepki yok,bu ülkelerin şirketleri her yerde karşımıza çıkıyor.Bu pozitif imajın tekrar yaratılmasında backpacker adı altında yollara düşen milyonlarca sırt çantalı genç gerek yardımseverlikleri gerek en zor şartlarda halkın yanında gönüllü olarak çalışmaları ile büyük rol oynuyorlar.Bu yüzdende Avrupa başta olmak üzere Avustralya,İsrail,Kanada gibi ülkelerin hükümet ve ilgili bakanlıkları bu konuda gençlere bütün kolaylıkları sağlıyor.

Nikaragua’da devrimin başkenti diye bilinen Leon şehrinde inme planımız otobüsün buradan geçmediğini öğrenince suya düştü.Bu yüzden 12 saatlik yolculukla başkent Managua’ya geldik.Tica Bus terminaline yakın bir yerde bulunan Camilia’nın da kalacağı Guest House Santos’a yerleştik.Pek fazla özelliği olmayan bu hostele iki kişilik oda için kişi başı 6’şar dolar ödedik.Daha önce burada kalmış olan Camilia akşam yemeği için bizi yakında bir restorana götürdü.40-50 Cordobas civarı ücretlere karnınızı doyurabiliyorsunuz.Yemekten sonra hostele dönüp birer bira içmek için bahçeye oturduk. Masamıza önce Finlandiyalı Pete ardından da Amerikalı James katıldılar.Pete son hafta içinde 3 kez 15-16 yaşında çocuklardan oluşan çeteler tarafından soyulmuş.Bir tanesi öğlen saat iki gibi olmuş.Parası,kartları ve ipotunun yanında pasaportununda çalınması yüzünden burada sıkışıp kalmış.Tabi bizim başımıza gelse bir Finlandiyalı’dan çok daha kötü sıkışıp kalacağimız kesin.Yazının başında dediğim gibi bu ülkeler bu konularda çok koordineli çalışıyorlar.Siz bu yazıyı okurken çoktan Pete’nin geçici pasaportu eline geçti,orjinal yani İsveç’te hazırlananda bir sonraki gezeceği ülke olan El Salvador’un başkenti San Jose’ye DHL ile postalanarak yola çıktı.Finlandiya Nikaragua konsolosunun bireysel olarak telefonla arayarak her konuda yardımcı olmasını,emniyetle temasa geçerek malların peşine düşmesini,telefonda yaptığı esprilerle Pete’yi psikolojik olarak rahatlatmasını kıskanmadım desem yalan olur.

Masamıza katılan diğer arkadaş ise Calfornialı.O çete elemanlarına direnmeye kalkınca kolunu kırmışlar.Parası ve kartları gitmiş ama en azından pasaportu duruyor.Ama Kostarika’dan girişte pasaportuna damga vurulmamış.Bu yüzden sabah çıktığı Salvador yolculuğunda sınır görevlileri giriş mührü olmadığından dolayı geri çevirmişler.Bununda rüşvet aracı olarak kullanıldığını ve bu konuda mutlaka pasaportu kontrol etmemiz gerektiğini Belize’de birlikte kaldığımız İsrailli arkadaşımız Meytal bize belirtmişti.James’te sonradan konsolosluğunun yardımı ile bu mühür olayını belli bir ceza ödeyerek çözüme ulaştırdı.

Muhabbet gece geç saatlere kadar sürdü.Sabah Tulga minibüs ile bir saat uzaklıkta yer alan Leon şehrini gezmeye gitti.Ben ise Mangua’yı iyi tanıyan Camilia’nın rehberliğinde Pete ile birlikte şehri gezmeye çıktım.Bir çok otobüs değiştirerek şehrin değişik yerlerini gezdik.Otobüs ücretleri 2.5 cordobas yani doların sekizde biri.Managua diğer şehirlerde gördümüz gibi bir merkeze veya tarihi bir meydana sahip değil.Tarihi bölge 1972 yılında meydana gelen depremle yerle bir olmuş sonradan da yerine çarpık kentleşmeyle apartmanlar yapılmış.Önce gittiğimiz Metro Centro denen merkeze buraya yapılan Metro alışveriş merkezi sebebi ile bu isim verilmiş.Büyük bir alışveriş merkezi dışında görülecek bir şey yok.Ordan sonra gittiğimiz Mercado Central ise uçsuz bucaksız bir halk pazarı. Burada ne ararsanız bulmak mümkün.Camilia Semana Santa sebebi ile çarşının olağan dışı bir durgunlukta olduğunu söyledi.Çarşı içinde bir sokakta yürürken bir kadın bağırarak bize bir şeyler söylemeye çalışıyordu. Biz bir şeyler satmaya çalıştığını düşünerek oralı olmadık ve yürümeye devam ettik.Sokağın sonuna yirmi metre kala tam sokakların kesiştiği dört yol ağzında önümüzdeki adamın üzerine 5 genç atladı.Dört tanesi etkisiz hale getirirken biriside cebinden cüzdanını kaşla göz arasında kaptı.Acı acı çığlıklar atan adamın sesi hala kulaklarımda.Biz 2-3 saniyelik şokun ardından hemen hızlı bir şekilde geri dönüp yürümeye başladık. Bize seslenen kadın size anlatmaya çalıştım duymadınız şeklinde hareketler yapıyordu.

Biraz diken üzerinde de olsa kalabalık sokaklardan ayrılmadan çarşıyı gezdik. Oradan sonra yine başka bir otobüse atlayarak yerel meyhanelerin bulunduğu bir yere gittik. Birer bira içelim dedik ama yan masadan ısmarlanan ikincileride arkadaşları kırmamak için içtik. İşinde gücünde olan halk yardımcı olmak ve misafirperverlik göstermek için elinden gelen her şeyi yapıyor.Nikaragua insanının bu özelliğini buraya gelmeden önce bir çok insandan duymuştuk.Buradan sonra hostelin bulunduğu bölge tarafında yer alan başka bir alışveriş merkezine, Plaza Inter’e gittik.Karnımızı doyurup çarşıyı dolaştık.Bu alış veriş merkezleri kapıda yer alan güvenlik görevlileri sayesinde adeta kurtarılmış bölge olmuşlar. Özellikle hava karardıktan sonra şehirde dışarı çıkmak isteyen herkes buralara akın ediyor.Akşam saatlerinde hostele döndük.Konu konuyu açtı gene geç saatlere kadar muhabbet devam etti.

Sabah son kez şansımızı denemek üzere Tulga ile birlikte Panama Konsolosluğuna gittik.Vize için bir takla atmadığımız kaldı ama nafile, yapacak bir şey yok.Gene aynı sebep Panama’dan araştırma yaptırılacak ve bu en az 15 gün sürer.Napalım dedik ve konsolosluktan çıktık.Hostele dönüp çantaları toparlayıp emanete bıraktık.Çantasız olmak ne kadar güzel bir duygu.Hedefimiz karşı yönden gelen bir çok gezginden methini duyduğumuz Ometepe adasına gitmek.

Isla de Ometepe

Hostelin yanındaki caddeden 102 nolu otobüse atlayarak Metro Centro alışveriş merkezinin hemen karşısında yer alan otobüs terminaline gittik.Amacımız saat 14.30’da Granada’dan kalkacak ve sadece pazartesi ve perşembe günleri işlyen ferry bota binmek.25 Cordobas ödediğimiz minibüsle 45 dakikada Granada’ya ulaştık. Managua’dan sonra sanki bamnbaşka bir ülkeye geldik.Güzel sokalar,tarihi evler,faytonlar,restoranlar ile tam bir turizm şehri Granada. Sokakları dolaşarak iskeleye doğru yürüdük.Bir süre bilet kuyruğunda bekledik.Gişedeki memur o kadar yavaş işlem yapıyordu ki 15 dakikada ancak 5-6 kişiye bilet kesebildi.Tam bize 2 kişi kala gişeyi kapatmaz mı.Orada sıcağında etkisi ile damarım attı ve bu gezide ilk kez sinirlenip bağırmaya başladım.Kadın pek oralı olmasada arkadaki gemi görevlilerinden bir tanesi tamam sakin olun ben helledeceğim gibisinden işaret yapınca sakinleştim.Yan kapıdan bizle birlikte 7-8 kişiyi daha içeri alıp 80 cordobasa bilet verdiler.

Geminin iç kısmı sinema,güvertesi ise plaj görüntüsü veriyor.Film izlemek isteyenler içeride, hamaklarda yatmak veya yere uzanmak isteyenlerde güvertede takılıyor. Biz güverteye uzandık. Acıkınca da restorandan tabildot yemeklerimizi aldık.Gün batımı ile birilikte yaklaştığımız adanın volkanlarla süslenen manzarası muhteşemdi.Dört saat süren bu keyifli gemi yolculuğu ile Ometepe adasına vardık.İskelede bekleyen minibüslerle buraya en yakın yerleşim yeri olan Altagracia’ya 10’ar cordobas ödeyerek gittik.Konaklama için tercihimiz Hostel Castillo oldu. Hiç bir eksiği olmayan ve bizden sonra gelenlerin bir kısmının yer bulamadığı hostele iki kişilk oda için kişi başı 4’er dolar ödedik.Güzel bir yere gelmenin mutluluğu ile bahçede soğuk biralarımızı içip muhabbet ettik.

Sabah yarım günlüğü 4.5, tam günlüğü 9 dolara kiralanan bisikletlerden kiralayarak Santa Domingo plajına ve Ojo de Agua yani suyun gözü denilen gölete gittim.Plajda kafeteryalarda çalışan gençlerle, yolda dinlenmek için ayaklarımı sokarak oturduğum nehir kenarında çamaşır yıkayan kadınlarla ispanyolcam yettiği kadar muhabbet ettim. Çok beğendiğim Ojo de Agua’da uzun süre takıldım. Bol bol yüzüp,gölet kenarında yemek yedim.Bu adaya gelenlere çevreyi bisikletle gezmelerini tavsiye ederim.Adada ki en önemli etkinlik ise tabi ki iki Volkandan birine tırmanıp zirvede,krater içinde oluşan gölde yüzmek. Ben bu gezi sırasında Şili’de volkanik dağ tırmanışı yaptığım için rehberle yapılan bu tırmanışa ekstra bir bütçe ayırmadım.8 ile 10 saat arası süren bu tırmanışlar 40 dolar civarı ücretlere rehberler eşliğinde düzenlenen turlar ile yapılıyor.

Öğleden sonra ise kaldığımız Altagracia kasabasını gezdim.Sakin ve sessiz bir yer.Halk kendi halinde işi gücü ile uğraşıyor.Güleryüzlü ve yardımseverler.Ometepe’de yollarda karşılaştığımız insanların anlattığı Nikaragua’nın tadına vardım. Bunu Managua’da anlayabilmek çok zor.İkinci akşam yemeğimizi hostelde yiyerek gene bahçede takıldık.Orta Amerika’da en yoğun gezgini burada gördüm.Gene daha tur acentalarının keşfedemediği bir güzellik bulunmuş ve tur müşterileri buraya gelene kadar bu bozulmamış insan ve doğa güzelliğinin tadı çıkartılıyor.

Son gün Altagracia’dan Amerikan okul otobüslerinden biri ile adanın diğer yerleşim yeri Moyogalpa’yageçtik.Burası da ufak bir yerleşim.Adadaki tek bankamatik burada bulunuyor ve bu yüzden gelirken yanınızda bir miktar nakit bulundurmanızda fayda var. Kasabayı bir süre gezdikten sonra adaya en yakın şehir olan San Jorge’ye 40 cordobasa bir saatte giden ferry bota bindik.İskelede bekleyen artık aşina olduğumuz okul otobüslerinden bir diğeri ile de 25 cordobas karşılığı 2 saatte tekrar başkent Managua’ya döndük.

Hostele dönmeden önce Metro Centro’dan Nikaragua hatırası olacak birer tişört aldık.Bu gezi sırasında en çok beğenerek aldığım tişört bu oldu.Ardından 102 nolu otobüsle çantalarımızı bıraktığımız Guesthouse Santos’a ulaştık.Yürüyerek 5 dakika uzaklıkta bulunan Tica Bus Terminaline giderek ertesi sabah saat 6’da kalkacak San Jose otobüsüne 15’er dolar ödeyerek bilet aldık.Artık sırada Orta Amerika’da ki son ülkemiz Kostarika var.Herkese selamlar…

KOSTA RİKA

03.04.2008 Orta Amerika rotasının son durağı-Kostarika

Managua’dan San Jose’ye yaklaşık 8 saatlik rahat bir yolculukla ulaştık.Sınır geçişi sırasında çantaları kontrol etme bahanesi ile hepimizi sıraya dizip,uzun bir masa boyu çantalarımızın başında bekleten Kostarika polisi,iş kontrole gelince üşenip,çantaları mıncıklayarak tamam geç deyip geri otobüse yolladı.Başkente kadar yol boyu dağlar ve tropik ormanlar arası ilerledik. Kostarika doğal parklar cenneti olarak kabul ediliyor ve koruma altınan 35 milli park alan olarak ülke topraklarının yüzde 25’ini kaplıyor.
Zengin kıyılar anlamına gelen Kostarika dünyanın tek ordusuz demokrasisine sahip.Para birimi Colones ve 500 colones 1 dolara denk geliyor.Amerikan etkisinin yoğun olarak görüldüğü ülkede banka kartları kullanımı açısından hiç bir sorun yok.Ana dili ispanyoca olan Kostarika’nın Karayip kıyılarında ingilizcede yoğun olarak kullanılıyor.4 milyon nüfusun 340.000’i başkant San Jose’de yaşıyor.Zengin bir tabiatı olan ülke bu yüzden Orta Amerika’nın İsviçresi diye biliniyor.Son 10 yılda turizm patlaması yaşayan ülkede turizm girdisi şu anda kahve ve muz üretiminden gelen geliri geçmiş durumda. Biz de bizim için biraz tuzlu olan bu turizm ülkesini gezmeye başlıyoruz.

San Jose

San Jose terminalinden 2000 colonese tuttuğumuz taksi ile Tranquila backpackers hostele gittik.Geceliği 12 dolardan 8 kişilik dorm odaya yerleştik.Bu fiyat Orta Amerika ülkelerinde ki hostellerde ödediğimiz en yüksek rakam. Buna rağmen ülkede güvenlik sağlandığı için diğerlerine göre daha fazla gezgin var.Bizden yarım saat sonra gelenler hostelde yer bulamadı ve gecesi 4 dolardan film odasında uyumak için anlaştılar.Hostelin mutfağı ve wireless interneti bulunuyor.Biri mutfak diğeri içmek için ön ve arkada iki bahçesi var.Merkeze yürüme mesafesinde bulunan hostelin adresi ise Calle 7 btwn Av 9&11,Barrio Amon. San Jose genelde iki katlı binalardan oluşan ufak ve sıcak bir şehir.İstiklal caddesine çok benzeyen Buenos Aires’teki Florida’yı anımsatan Avenue Central üzerinde özellikle haftasonları müzik yapan gruplar, palyaçolar,konserler,stand up gösterileri ortama festival havası katıyor. Cadde üzerindeki kafelerde kahve içerek kimi zamanda sokak kenarında kaldırımlarda marketten aldığımız içeceklerle oturup bu güzel ortamın tadını çıkardık. Av Central üzerinde yer alan Central market ise bir Kostarika klasiği olması ve bu kültere ait yiyecek,giyecek,araç gereç bir çok şeyi barındırması ile görülmesi gereken bir yer.Caddenin her yerinde gayet iyi tasarımcılardan çıkmış ve herkesin fotoğraf çektirmek için sıralarda beklediği bir çok ineği görebilirsiniz.Eskişehir ve İstanbullular bu ineklere bir hayli aşinadırlar.Hediyelik eşya satan dükkanlar ise merkezi bölgede adım başı karşınıza çıkıyor.Bu dükkanlarda sadece Kostarika mallarını değil, Küba purolarından,Portoriko romlarına,Panama şapkalarınd
Kolombiya kahvelerine her şeyi bulmak mümkün.Yine merkezde bulunan demokrasi ve kültür parklarını, tiyatro binasını ve katedrali gezebilirsiniz.
Gece hayatı açısından bir çok barın bulunduğu Centro Comercial El Pueblo öneriliyor ama benim gidip gördüğüm kadarı ile yerel pop müziklerin çalındığı bu barlar daha çok iş ortamı sonrası gelen beyaz yakalılara hizmet veriyor.Ben renkliliği ve muhabbet ortamları ile yine Av Central üzerindeki barları tercih ederim.Gene hostelin bahçeside bir çok gezginle tanışıp muhabbet etmek için çok uygun. Son gecemizde 2 Alman ve 2 Brezilyalıdan oluşan grupla tanışıp Meksika’dan Kostarika’ya 2500 dolara aldıkları eski bir araba ile 3 aydır yaptıkları maceralarla dolu yolculuklarını dinledik. Artık son haftalarda sadece 3. vitesi çalışan ve bayırları geri geri çıkmak zorunda kaldıkları arabada nedense bende bulunmayı çok isterdim.Bir gün öncesi arabayı San Jose’de 500 dolara satmışlar ve grubun Alman elemanları geziyi tamamlamıştı.Brezilyalılar ise 3 ay daha devam edecekler.

San Jose’de iki gece kalıp, Taca Airlines’tan Rio biletinide hallettikten sonra bu ülkede görülmesi gereken yerler listesinin en baş sırasında yer alan Talamanca ve Tortuguero’dan bizim tercihimiz Karayip denizi kıyılarında Jamaika kültürüne yakınlığı ile bilinen Talamanca oldu.Sadece Orta Amerika yapıp daha önce Amazonlarda bulunmayanlar için ise bence öncelikli tercih yağmur ormanları ve ulusal parkı ile bir çok vahşi hayvanın barındığı Tortuguero olmalıdır.

Talamanca

Hostel’den yürüyerek 10 dakika uzaklıkta yer alan iç hatlar otobüs terminalinden kişi başı 6 dolar karşılığı Colonese aldığımız bilet ile Talamanca’ya yine hoplaya zıplaya 5 saatte giden otobüsle yolculuk yaptık.Pasifik kıyılarına göre burdaki koylar ve deniz çok daha güzel.Geceleri sabahlara kadar süren sahil partileri ve hareketli ortam Orta Amerika gezisi için güzel bir bitiriş oldu.Küçük kasabanın bir çok hostelinden tercihimiz 2 kişilik odasına 10’ar dolar ödediğimiz Hostel Puerto Viejo oldu.Ortak duşların kullanıldığı,2 ve 3 kişilik odaların bulunduğu bu hostelde internet bulunmuyor.Kasabada bulunan internet kafelerde saati 2 dolara internet ihtiyacı karşılanıyor. Gündüzleri deniz,akşam üstü sahil boyu bulunan kafe ve restoranlar,geceleri ise partiler kısaca buradaki bir çok kişinin geçirdiği bir günün özeti.Biz bir günümüzde de bisiklet kiralayarak çevre koylarda sırayla durarak,denizin tadını çıkardık.Akşamları Bob Marley ve Jamaika tişörtleri ile reggae müzik yapan gençleri dinledik.Bu “take it easy” ortamında geçen iki gün biraz yorgunluğumuzu attı.Aynı yoldan tekrar 5 saatlik yolculukla son gecemiz için San Jose’ye döndük.

25 günde tamamladığımız ve Meksika ile Panama’yı içermeyen Orta Amerika rotamızda gezdiğimiz 6 ülkede Maya medeniyeti,Karayip kıyıları,okul otobüsleri,silah sesleri eşliğinde uykular en unutulmaz anılar oldu.Şimdi son hafta için Güney Amerika’ya Rio de Janerio’ya geri dönüyoruz.Rio izlenimleri ile gezimizi noktalayacağız.

Herkese selamlar.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: